6 Ocak 2012 Cuma

PART-TIME KAHRAMAN Aranıyor









PART-TIME KAHRAMAN

Onu bulmak için yukarıya bak. Aşağılarda bir kurban ara. Ve adını değiştir. Hiçbir zahmet bu kadar sancılı olmadı. Ad değişti dünya değişti yıldız düştü kemikler üşüştü ve korkular sardı çaresizliğini.

Onu sevmek için pişmanlıklarına yaran. Uykuları unut. Rüyalara sarıl ve bilmediğin şekilde öl ırmak kıyısında. Her hacının kazdığı toprak kadar mümin olduğu bu hacda sakın işaretlere inanma. Seni bozabilirler. Şakaklarından sızan kana tek akraba korkularındır.

O gözbebeklerinde, o çocukluğunun boş arsalarında. Top oynuyor, komşu bahçeden gül çalıyor. Elektrik tellerinde uçurtma uçuruyor. Babasının yollarını gözlüyor haftasonları; gelmeyince hiç gelmemesini istiyor. Günün birinde o da kahraman olacak. Büyüyünce adam olacak, ama kahraman olduğunu hep saklayacak.

4 Ocak 2012 Çarşamba

AVeMe Gazeteciliği

AVeMe Gazeteciliği Nasıl AVM Örgütü Oldu?

Sit-Com'du Stand-Up'tı derken gazetecilik terimlerine AVM (aveme okunur, ama gene siz yakın zamanda eyviem diyenlere hazırlıklı olun) gazeteciliği eklendi. Az önce.
AVet. AVeMe Gazeteciliği bunun adı.
Gökkubbenin en sessiz ve azami irtifadaki çatısının altında sosyal dünyanın keşfedilen son halidir AVM.
AlışVeriş Merkezi.
Türkçe kısaltma kurallarını hiçe sayarak verişi alış statüsüne çıkaran özde bir çaba.
Sözde olan bu çabanın görünmez muhalifleri. Ya bu kurallara uyup iki kelimenin başharflerini kullansaydık...
Sen sit-com'sun ben stand-up'ım derken gazeteciler az uz gidip AVM'ye kadar vardırdılar işi.
En iyi örnek günümüzde gazeteciliğin sosyal, ekonomik ve sosyetik planlarda zirvede olması. Milletvekili olabiliyor ya da istediklerini vekil yapabiliyorlar. Davetlerin en krallarına çağırılıyorlar. Dünyayı artık dolaşabiliyorlar. Patronları bu seyahatleri yüksek maaşlar vererek gizliden finanse edebiliyor. Ücretsiz, salt araştırma ve inceleme amaçlı yabancı gezilere, konserlere, festivallere gazeteciler gönderiliyor. Eskiden akademisyenler, uzmanlar "adam"lar tercih edilirdi, şimdiyse içi yerine şekline bakılarak ve majörden minöre sağdan sayılarak cumhurbaşkanı uçağından Orient Express trenine gazeteciler hayatın en "içinde" en iyi "gözlem"lerini halkla paylaşıyorlar.
AVM'de ne var? TV'de (sit-com) ve sahnede (stand-up) olan ve olmayan her şey. En iyi barlar, en iyi yabancı moda markaları, şık yeme içme yerleri, süpermarketler, afili kültür sanat dükkanları, takıdan kuyuma sağırdan duyuma kadar para dolu her keseye, herkese değil, özel bir "mekan"... Asıl tabirle ultra modern camiler, inançların tüketimle soğutulduğu, zamanın durduğu ve alışverişin en zirvede kutsandığı mabetlerdir AVM'ler.
Gazetecilerin çoğu değil hepsi buralarda. Oralarda yedikleri yemeklerin güzel restoranlarını, alışveriş dükkanlarını, ünlülerini en az ünsüz harflerle köşelerinde ve sayfalarında arzı endam ediyorlar.
Diyelim sosyal bir acıdan mı söz edilecek, bu konu şu AVM'deki o mekanda akla geliyor ya da orda bu acıyı derinlemesine irdelemeye başlıyor. Diyelim çok ciddi bir devlet adamıyla mı görüşecek. O günün sabahından itibaren yapılan edilen her şeyi belli bir sunuş dahilinde anlatıp sonra yer kalırsa sadede ve son satırlara geliyor.
Be kardeşim falan ülkenin falanca başkanı filan yabancı konukla içine düştükleri durumu bize naklederken neden fonda o gün gidilen yerin de adı oluyor? Peki bu işi gerçekten meslek olarak yapan magazinciler vs var. Onların işini sen neden yapıyorsun? Sen zaten falan filan ünlü bir adamsın. O yer senin mi ya da o yerin rakibine bizim anlamayacağımız bir şekilde mesaj mı gönderiyorsun? Daha önce hiç bar, kafe, dükkan görmedin mi yahu?
Yoksa AVM bütün bu yapılanların bir arada kotarıldığı gizli bir örgüt mü?
Aman ha sakın virüslü dosyalar, gizli tanıklarla AVM'lere gitmek de bir gün örgüt suçu muamelesi görmesin...
AVM'leri koru rabbim cümle şerlerden kem gözlerden ve görmemişliklerden, sonradan görmeklerden...
Amin.


3 Ocak 2012 Salı

Editörün notu


Editörün notu

Şair, daha doğrusu tek şiirini yazdıktan sonra on sene bir daha hiç cevap vermedi. Editör de şiiri on sene sonra tekrar okuduğunda şiiri bu kez anlayabildi. Genç kadın -hâla çok genç ve güzel- aslında bir şiir yazmamıştı. Yapmak istediği şey aşkı için son bir çabaydı. Yine de umutluydu kadın. Editör, geçmişte olanları düşündüğü zaman bunu anladı. Fakat bu şiiri daha önce okumuş olsaydı onu daha iyi anlayabilir, ne demek istediğini kavrayabilirdi. Görünüşe göre, editör şiiri okuduktan sonra verdiği cevapta resmen alay eder gibi davranmıştı. Ama içeride, editörün hayatında, bırakmış da olsa şiir dendiği zaman akan sular duruyordu. Nitekim öyle de oldu. Genç kadın ya da eski sevgilisinden bir şiir alan editör, bunu bir yardım isteği olarak algıladı ve içinde o kadına duyduğu minik özlemleri bastırmanın bir kurtuluş yolu olarak cevap yazdı. Onu hep görmek istiyordu aslında ve sonra gitmek. Hayatında ondan sonra hiç kadın da olmamıştı onun gibi. Kaçmasının nedeni de buydu belki de. Başka bir kadın olmayacaktı asla. Onun sabah, akşam ve gece tadını hiçbirisinde bulamayacaktı. Ondan kalanlar "akşamdan kalmanın mayhoşluğu, kokusunun bıraktığı sarhoşluk, uyku tozları, rüya meyveleri, kahve kokusu, haz kırıntıları ve sabah sevişmeleri"nden oluşan bir hayat kürüydü. Editörün aradığı bunların bazen çok azıyla da yetinebileceği bir hayattı. Onun hiç gitmeyeceği ve kendisinin de ona hep gitmeyeceği bir hayat. Uzaktan onu seyrederken ona ve hayatına daha hayran olacağını sanıyordu. İçeride, genç kadının aynı şiirde olduğu gibi, aryalı kitaplı denizi gören ev hayalinde sadece onu görüyordu. O evde o hep yalnız olacaktı. Editörse, şehirde tanıştığı genç kadının şiirde dediği gibi bir başkasıyla oturuyordu: Yıllar sonra büyük bir şehirde ilk kez karşılaştığı "kendisiyle"...

2 Ocak 2012 Pazartesi

Dünyanın Bütün Sonları

Dünyamız kaç kere son bulacak?
Din, fizik, jeoloji ve kozmoloji açısından bakacak olursak birçok kere. MÖ 2800'den Yıl 5.000.000.000'a kadar uzanan bu son cetvelinde ise Nostradamus'tan bütün kutsal kitaplara kadar giden bir kehanet silsilesi var. Evren'i de yer aldığı bu toplama bilimkurguya  da ekleyecek olursak en basit söylemle dünyada herkesin birbirini panikletme yarışında olduğu, tarihin en kadim zamanlarından beri aşikar.
Keşif ve merak duygularının yoketme/yokolma güdülerine dönüşmesi sadece dünyada keşif ve merak edecek bir şey kalmaması ile mi ilgili?
Evren'in de keşfi öyle birkaç yüzyılda tamamlanacak gibi görünmüyor. Belki bu süreyi Evren'i ziyaret edecek araçsal devrimleri gerçekleştirmekle geçirsek daha iyi olacak gibi görünüyor. Astrolojinin derin uykusu astrofiziğin bodoslama çarpıştığı kozmik duvarlara karışıyor; öte yandan mikro kapsamda Evren'in ilk oluşumunu taklit ederek anti-maddeyi yakalamaya uğraşıyoruz. Neden? İlk yaratıldığımız andan gideceğimiz son ana kadar bir çizgi çekip kozmik varoluşumuza bütün merakları giderdiğimiz mutlak bir anlam yükleyip rahat etmek mi amaç?
Hiç sanmıyorum. Ya da amacımız büyük evrensel kafa karışıklığımızı unutmaya çalışmak mı başımızı bir başlangıcımıza bir sonumuza çevirip durarak?
Nereden gelip nereye gittiğimizin henüz tamamlanmamış hikayesini şurası kesin ki hemen okumak, bilmek, anlamlandırmak ve mümkün olursa unutmak istiyoruz. Zira her şey insanoğlunun ego ve narsisizmine çok ters gelecek derecede çok büyük, uzak ve anlamsız bu evrende.