2 Ağustos 2007 Perşembe

Rüya bitti


RÜYA BİTTİ

Bütün bunları o yaşayabilsin diye yazıyorum.

El arabasıyla dik bir yokuştan tırmanıyordum. Çantam, bir kolinin içinde saklı kitaplarım ve birkaç parça eşya daha vardı arabanın içinde. Evimden artakalan eşyaları taşıyorum ya da birisinin evinden taşınıyordum. Nereye? Bir bilsem.

Yol daralırken sağa kıvrılıyor ve beton, yerini Arnavut kaldırım taşlarına bırakırken taşlar daha da ufalıyor ve yuvarlaklaşıyordu. Ve bitiyordu yol. Sonrasında arabayı bırakıp eşyalarımı boyumu aşan yükseklikteki duvar şeklinde devam eden yolun kalan kısmına taşıdım. Bu sırada onu gördüm. U şeklindeki dönemecin kıyısında kalan teras katı dairesinin kapısının önündeki güneşli boşlukta bikinisiyle yerde yatıyordu. Bir havlu üzerinde. Yeşilli kırmızılı havlu üzerinde beyazlığı kaybolmakta olan teni, siyah güneş gözlükleriyle, kısa sarı saçları, ince dudakları ve boynuyla rüyamdaki kız.

Âşık olmayı neredeyse unutmak üzere olduğum son yıllarda onu tıpkı çocukluğumda olduğu gibi rüyamda bulabileceğim aklıma bile gelmezdi. Onu görmeden ona âşık olacağımı mı biliyordum yoksa? İmkânsızdı bu. Onu gördüğümde, yokuş çıkmaktan ve eşya taşımaktan, biraz da şehrin beni itip kakmasından yorulmuş bedenim nefes nefeseydi ve bir sigara yaktım. Ateşini istedim ondan. Bir nefes çekip dumanı gökyüzüne üfledim. Doğrulup kenara kaldırıma oturdu. Gözlüklerini çıkararak bana gülümseyen gözlerle baktı. Aşk geliyordu. İşte. Ordaydı. Yeryüzünün en dar sokağında en büyük aşk vardı. Tarif etmekte artık usta olduğum ve ustalaştıkça benden kaçan aşk rüyamda benden kaçamıyordu. Rüyamdan önce ya da sonra, yani gerçek hayatta kadınlar ve aşk arasındaki bağıntı sürekli olarak ölme eğilimindeydi. Sanki yumurta kırılıyor ve içinden başka şeyler çıkıyordu. Posta kutusu açılıyor ve içinden bir kova dolusu sarı boya akıyordu. Tutturamıyorduk. Bir şeyler eksikti.

Öyleyse, sabahın beşinde beni uykumdan uyandırıp saatlerce yatakta oturtan kız kimdi? Neydi? Tekrar uyursam adım gibi biliyordum yeniden o rüyaya dalacağımı ama bunu yapamadım. “O rüyadaki bir kadın ve asla gerçek değil,” diyordum kendi kendime. Aşk kadar gerçekti. Aşkını rüya sonrasına taşıyabildiğime göre asla gerçek olmamasında doğruluk payı fazla yoktu.

Arada geçenleri yazmıyorum. Sonra kapıyı açışı, içeriye girmemiz, kardeşinin gelişi, terasa çıkışımız. Eşyalarımı ona bırakıp şehrin herhangi bir yerindeki şimdi hatırlamadığım bir işim için çıkıp gidişim.

Saatler sonra çıkıp evine geldiğimde gene yorgundum yol yürümekten. Bu kez giyinik sayılırdı. Bikini yerine uzun bir elbise giyinmiş ve süslenmişti. Bakışları onunkilere benzeyen üç kız arkadaşı da salondaydı. Hepsi de beni bekliyor gibiydiler. Ne yapacağımı şaşırdım. Aramızda geçen kısa ama yoğun tanışma, anlamlı bakışmalarımız, içimden geçirdiklerim, eşyalarımı ona bırakışım zaten gerekli her şeyi anlatmıştı ve sanırım son testten geçmem kalmıştı geriye. Kadın arkadaşlarının görüşleri sevgilisinin ne olduğundan daha önemlidir bir kadın için. Bunu acı deneyimlerden değil mutlu tesadüflerden ve doğru davranışlardan öğrenmiştim. Hiçbir kadın yalnız değildir aslında. Bir kadın sevgilinse asla sadece onunla olmazsın. Gardırob, beden, ruh onun olabilir, ama kadın, o salonda gördüğün diğer kadınların bir bileşkesidir.

Bütün bunları o yaşayabilsin diye yazdım. Rüya bitti çünkü. Rüyadan buraya gelemezdi. Uyandıktan hemen sonra saatlerce onu düşündüm. Sürekli hatırladım. Unutmamak için, her ayrıntıyı.

O yaşasa. Rüyadan dönse. Âşık olurdum. Aslında âşığım hâlâ ona.

Ama onun yüzünü bile hatırlamıyorum.


Aşk bir yüzden mi ibarettir?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder