25 Ağustos 2013 Pazar

Bernard-Henri Lévy'yi dinlememek için 10 tavsiye

1
Beyaz gömleğinde leke aramak

Bernard-Henri Lévy. Felsefe ile siyasetin bölünmesinin canlı tarihi. Düşman olmaktan ve düşmanlarının olmasından asla sıkılmıyor. Dünya nimetlerini kendine çok görmüyor. Onun yaptığı ve çıkardığı lekeler beyaz olunca hepsi birleşip o meşhur beyaz gömleğini oluşturuyor. Sağduyunun değil insan zihninin medyatik çıplak dışavurumu...

2
Yeni sağcı bir filozof olduğunu sık sık tekrarlamak

Ona saldırmak serbest. Üzerine para hariç her şey verilebilir. Klasik gayretlerle ya da buluşlarla savunulamaz. Savunmacısını bile nefret ettiren klişelere sahip. Filozofların ergenlik sorunlarına bire bir çözümler üreten "tarzı" ile en büyük yararı dünya magazinine sık sık felsefe sözcüğünü söyletmek. Onunla bütün karanlık vicdanlar temize çekilebilir, en iyi hedef hizmetlerini o verir...

3
Saraybosna

Yahudi ve Araplar yaşamamasına rağmen üzerinde herkesin aynı görüşte birleştiği tek icraatı, Saraybosna soykırımına uluslararası liderleri ikna etmek olmuştu.

4
Baudelaire

Ünlü Fransız şairinin ölümüne yaklaştığı günlerin romanını yazmıştır: Charles Baudelaire'in Son Günleri. Şair ya da şiir eleştirmeni olmamasına rağmen Baudelaire'in adını en çok ananların başında gelir.

5
Sartre

Angaje entelektüel teriminin büyük savunucusu olan Zola-Sartre çizgisini ışık hızıyla gider gelir. Sartre'ın Özgürlüğün Yolları roman dizisini BHL de aynı isme gönderme yaparak (Özgürlüğün Maceraları) kitap olarak arşınlamıştır. Sartre Yüzyılı tabiri de kitap olarak onundur.

6
Entelektüellere Övgü

1987'de çıkan bu kitabı 90'lı yılların başında Türkçe çevirmenini epey uğraştırdı. Kitap aradan geçen 20 yıl sonra yeniden yayınlanıyor.

7
Anti-semitizm

Buna karşı olmaktan vazgeçtiğinde Yahudi düşmanı diyecekler bu kez ona. BHL, diğerlerinin aksine Yahudi olduğunu hep önce söyler.

8
Saçları, ünlü sinema yıldızı karısı ve pop yazar kızı

Hayat koleksiyonunu ihmal ettiği çok ortada. Ondan sonraki aile kuşaklarına bakarak onun ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlayabiliriz.

9
Suriye konusunda Türk hükümetiyle aynı fikirde olması

Web sitesinde her sayfada yer alan şu alınlıkta her şey anlaşılıyor zaten: "Felsefe sanatı eğer bir savaş sanatıysa anlamlıdır."

10
Felsefe ve özgürlük

Her ikisinin de bir arada daha doğru olması gibi, sadece kendisi için her kavramı bir kereliğine değiştiren ve bir kereliğine doğru kılan BHL için hiçbir şey söylememek galiba en iyisi.

ps. Anaakım medyalarımızın haftasonu eklerinde filozof star BHL'yi Türkiye başbakanını incittiği için hiç göremeyeceğimizden dolayı çok üzgünüm.


22 Ağustos 2013 Perşembe

BÜYÜK SAAT’İN ÜÇÜNCÜ ÇEYREĞİ






Artık çok geç, her zaman hep geç olacak.
ALBERT CAMUS, Düşüş


Doğanın hayat bakımından ‘göçmüşlere’ eli açık davranmadığı iyi bilinir. Belleğimizin doğası içinde göçmüşlerin geride bıraktıklarına karşı yine de belli bir ‘eli açıklık’ bulunduğu iyiden iyiye gözlenir.
‘Toplandılar’ adlı kitap Turgut Uyar’ın ölümünden sonra geride bıraktığı şiir yapıtının yeniden yayımlanan biçiminin üçüncü ve belki de son kitabı. Bilindiği gibi Turgut Uyar’ın Toplu Şiirler’i sağlığında, ‘Dün Yok mu?’ adlı kitabı da eklenerek 1984 yılında ‘Büyük Saat’ adıyla yayımlanmış, bu kitap aynı yıl Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’nü kazanmıştı. ‘Büyük Saat’ zamanla tükendi ve yayıncısı, Turgut Uyar’ın şiir yapıtını ayrı bölümler halinde değerlendirerek yeni ekleme ve gözden geçirmelerle yeniden yayınlama kararını aldı. Bir bakıma yavaş ama sağlam yürüyen bu çabanın üçüncü dilimi olan ‘Toplandılar’, Turgut Uyar’ın bu kitaba adını veren ‘Toplandılar’(1974)ının yanı sıra ‘Her Pazartesi’(1968) adlı kitabını da kapsıyor. Demek ki Turgut Uyar’ın ‘Arz-ı Hal’ (1949), ‘Türkiyem’(1952) adlı kitapları - ki bu kitaplar ilk iki kitapta yoktu - dördüncü bir kitabın ya da sessizliğin konusu olacak.
‘Her Pazartesi’yi ya da ‘Toplandılar’ı gözden geçirmek; onların değerlerini ve derinliklerini ölçmek adına öncelikle şu söylenmelidir: Her iki kitap Turgut Uyar labirentinin iki köşesidir. Labirent çevriminin ülküselleştirilmiş anlamları olan yolunu yitirme, yeniden bulma, kaybolma gibi kavramlar, Yeni Türk Şiiri’nin bu iki kitap üzerine düşen - ya da bu kitapların Yeni Türk Şiiri’ndeki izdüşümlerinin - gölgelerini karşılamaktadır.
Turgut Uyar’ın neden bir labirenti var ve bu labirent şimdiye kadar neredeydi?

Burada biz daha çok labirentin tablo boyutuyla ilgilendiğimiz için, Turgut Uyar’a ve daha çok İkinci Yeni’ye kadar Türk Şiiri’nin ‘minyatürize edilmiş’ (küçültülmüş anlamından çok minyatürün ‘görüntüde’ kalan iki boyutluluğunun altını çiziyoruz) bir dilsel serüveni peşinden sürüklediğini belirtmek zorundayız. ‘Peşinden sürüklüyor’ ama arkasında bırakmıyordu. Bu da şiirimizin ‘minyatürize’ ve az boyutlu döneminden kalma bir takıntısı olmalı.
Türk okurlarına şimdiye değin okumak nasip olmadı ama ‘Yalnızlık Dolambacı’ (dolambaç ‘labirent’ sözcüğünü karşılamak üzere kullanılmıştır) adlı ölümsüz kitabına 1971 yılında eklediği bir yazıya Octavio Paz, ‘Labirentin Eleştirisi’ adını vermişti. Bu yazının sadece adından esinlenerek Turgut Uyar’ın labirentinin Türk şiirine getirilmiş ontolojik bir eleştiri olduğunu söylemek istiyoruz. Bu büyük (!?) sözün altında kalmamak için de bir katkı alıntısı yapmak zorundayız:
“Turgut Uyar ‘Dünyanın En Güzel Arabistanı’ ile birlikte Türk şiirinin en büyük dilsel serüvenlerinden birine başlamıştır. Bu deney İkinci Yeni’vari, içlerinde benim de bulunduğum genç tayfanın uyguladıkları gibi, dilsel deformasyona dayanmaz. Şiirin sözdizimi (sentaks), dilin sözdizimiyle birlikte, şiirden düzyazıya doğru kayar. Bu kaymanın açısı genişledikçe şiirin semantiği de genişler; ama bu genişleme hep bir açı düzlemi olarak kalır, kesinlikle düzyazıya koşut bir çizgiselliğe varmaz. Bu II. Turgut Uyar’ın oynadığı ve oyununu Tevrat’ın o olağanüstü ham Türkçe çevirisi başyapıttan öğrendiği müthiş dilsel kumardır. Onda dilsel ve anlamsal (semantik alan) imge, dil düzyazıya yaklaşırken yaralanmamakta, tam tersine, büyüyüp derinleşmektedir.” (Özdemir İnce, Turgut Uyar Aynanın Arkasındadır, Tabula Rasa, s. 114-121, Can Yy., 1992)
Alıntının uzunluğuna rağmen Özdemir İnce’nin adını bu iddianın altına yazmak istemiyoruz. Onun ilk iki kitabındaki ‘uyumlu’ şairle birinci; ‘Dünyanın En Güzel Arabistanı’ ile de ikinci Turgut Uyar’ı bulgulamasından esinlenerek ortaya çıkardığımız labirentin kalan iki köşesinde bize göre ‘Her Pazartesi’ ve ‘Toplandılar’ duruyor (labirentin köşeler geometrisi yine de ayrı yorumlara dayanan isim değişikliklerine açıktır). Az önce de dediğimiz gibi ‘labirent’ bu dört Turgut Uyar durumuyla Türk şiirine söylem estetiği bakımından bir açıklık sıçraması getirmektedir.
Türk şiirinin Garip’le başlayan uyumsuzlar ve sapmalar kervanında yolcuların ortak özelliği bir bahisten kaçınmak, onu yolun dışında - biraz da kendilerine yakın - kurmaktı. Turgut Uyar’ın şiiri bu kervanda her zaman bahsin içinde yer almıştır. Ama belki de bahsin sessizliği onun yapıtının oluşturduğu belli bir kesitin Türk şiiri adına uzun yolculuktan çok bir ‘kervansaray’ olarak algılanmasına yol açmıştır. Türk şiirinin ileriye doğru sıçramalarına açık duran iki Turgut Uyar kitabı ‘Her Pazartesi’ ve ‘Toplandılar’ Türk şiiri geleceğinin üç-beş anahtarından ikisidir. Bu da elbette Turgut Uyar’ın asla bilmediği, ama belki de bir zamanlar bıyık altından gülümseyerek belirttiği bir zenginlik, bir bilinç durumudur:
“Herkes bu sorunları konuşadursun. o sıralarda, yeni bir büyük şair bütün bu boşuna çabalara, uzaktan gülümsemekte olacak mutlak.” (Zincir (önsöz yerine), Bir Şiirden, Turgut Uyar, Ada Yy., 1983)






6 Ağustos 2013 Salı

Yalnızlık


Bilemezsin, yalnızlık hangi mevsimde gelir.
O bir tek hindistancevizi ağaçları altında güzeldir.

Ya çocuk kalacaksın ya da çocuklar gibi yaşayacaksın
Issız ada duyabileceğin en uzak kokuları verir

İşte o anda gözlerin kapalı, havada ceviz kokusu
Uzak meraklarına uçan halı ferahlığı gelir

Peşinden gidersin o seni çağıran çocuğa
Ardında geçmişin alacakları perdelenir...

"İşte ben yalnızlık" diyemez hiç kimse sana
Bütün yalanların arkanda sıraya dizilir.

4 Ağustos 2013 Pazar

Bu kaçıncı ölümün Ahmet Erhan?

İnsan bir kere ölür...
Şairlerse bu ölümleri yazarak, defalarca...
Ölüm, kendimizden kesinkes bahsedileceğine emin olduğumuz ve sonrasını bilemeyeceğimiz tek eylemimiz.
Bir şair öldü mü hep onun şiirleri okunur.
Unutulan, o güne kadar daha az okunduğudur.
Unutulmayan artık o şairin hiç susmayacak olduğudur, unutulsa da...
Evet, herkese korkunç gibi gelebilir ama bir ölümsonrası işidir şairlik. Yazarlık da az çok...
Senin doktor raporlu ölümünle başkalarının seni ve kendilerini birbirlerini durmadan öldürmesi arasında savrulan bu can bozkırında hepsi şairin ölümüdür.
İntiharsa kafiyeli, kazaysa nüktedan, hastalıksa cinaslı...

İnsana ne olduysa şairden bilinir. Olmadıysa da...
Ölümsüzlüğüne hoş geldin Ahmet Erhan.