28 Kasım 2011 Pazartesi

Dr. Orhan & Mr. Pamuk



Dr. Orhan & Mr. Pamuk

HALİL GÖKHAN

Türk kültürü ve dili adına Nobel edebiyat ödülünün kendisine verildiğini ve siyasi olmadığını açıklayan yazar Orhan Pamuk, ödülün açıklanışından 48 gün sonra ülkesine dönüyordu. Bu 48 gün içinde bir Türk yazarının Nobel Edebiyat ödülünü kazanması sonrasında  katranla şeker aynı kâsede buluşmuştu ülkemizde. Ortaya iki kaşık çıkmıştı bu kâsenin başında:
-Yazarımızın tepki gördüğü sosyal-siyasi kesimlere karşı olduğu için mesafe gözetmeden ona sahip çıkanlar.
-Yazarımıza karşı çıkan hatırı sayılır bir siyasi-sosyal kalabalık.

Oysa ortada bulunmasa da yazarımızın başarısına naif olarak, bir İtalyan bir İngiliz bir Alman gibi sevinebilecek bir topluluğun oluşmaması üzücüydü. Bu gerçekten bir yazar olarak beni üzen en önemli konuydu. (Acaba AB vatandaşları, yıllar önce bir kenara ittikleri ulusallıklarının Nobel’le ödüllendirilişine hala sevinirler mi? O başka bir konu…)
Avrupa’nın kültürel işitme sorunları yüzünden –ve Avrupa duy sesimizi nidalarımıza rağmen- bizi duymadığı son elli yılın sonunda bu Nobel gerçekten de sağırlığa kurban edildi.
TÜYAP Kitap Fuarı 25. yılını doldururken yazar-eleştirmen Doğan Hızlan’ı onurlandırırken belki yıldırım hızıyla karar alıp 25 yıl "özel" ödülünü Nobelli yazarımıza verebilirdi. Fuar tam anlamıyla Nobel’siz geçmişti ve kimsenin aklına onu bu ulusal ve tek şenlik sırasında kutlamak gelmedi.
Dönüşüne bir hafta kala yazar Orhan Pamuk, New York’ta Hürriyet gazetesine verdiği röportajda kıskanıldığı için dünyanın en prestijli edebiyat ödülünü kazanmanın sevincini yaşayamadığını belirtiyor ve ekliyordu: “Nobel ödülü de beni siyasi sorulardan kurtaramadı.”
Yazar, Aralık ayının başında Stockholm’de vereceği Nobel söylevinde zaten sahip olduğu edebiyat kriterlerine ve dünyanın edebi görünüşüne eminiz ki bol bol değinecekti. Böyle yaptığı takdirde bunun nedeninin aldığı ödülün siyasi yanının çok sıklıkla vurgulanması ve edebi kişiliğinin altının çizilmediği konusundaki kişisel eleştirisiydi. Daha önce siyasi kişilikleriyle de bu ödülü aldığı düşünülen Necib Mahfuz, Nadine Gordimer, Günter Grass gibi yazarlardan farklı olarak yazarımızın dış görünüşten bakıldığında bile hemen yakalanan belirgin özelliği, edebiyat ve siyaset konularında zaman ve zeminlere uygun davranmasıydı. Nobel’in ona verilmesinde de bunun çok büyük payı olduğunu düşünebiliriz. Deyim yerindeyse Mr. Pamuk tam bir konjonktür yazarı. (bkz. Orhan Pamuk Yabancı Bir Yazar , Hikmet Zahir)
Edebiyatın, toplumların siyasi sorunlarını, yani toplumun kendi insanına bakış açısını bütün çıplaklığıyla, güdümsüzce ortaya çıkaran bir turnusol kâğıdı olduğu düşüncesinden hareketle edebiyattan topluma doğru giden mecburi tek bir istikametten ve kimyasal bir tepkimeden söz edebiliriz. Konjonktür yazarlığı da tam olarak burada ortaya çıkarken, işi siyasetten edebiyata yürütmeye ve ordaki rantları devşirmeye yönelik bir eylemi, edebiyat-siyaset istikameti perdesi altında ifa ediyor. Nobel ödülleri tarihine baktığımızda, Avrupa’nın kültürel kimliğinin konjonktürel açmazlarında tıkama ve açma görevi gören kimi yazarlara böylesi “nominasyonlar tevdi” edilmektedir. Bu durumda Mr. Pamuk’un da iddiamızda olduğu gibi konjonktür yazarı olup olmadığı belki de 20-30 yıla kadar nihayetlenen bir zaman dilimi içinde kesinleşecektir.
Nobel ödülünün 12 Ekim 2006 tarihinde malum tarihle aynı zamanda açıklanmasındaki talihsizliğin tamiri Mr. Pamuk’a bu ödülün verilişin karşısında olan heterojen kalabalığa karşı olmaktan başka bir nedenleri olmadığı halde yazarımızın yanında kayıtsız şartsız bulunanların özeleştirisiz tutumlarında yatmamaktadır. Kaldı ki bu kör fanatizm yüzünden yazarımızın Türkiye’ye dönüşü 48 gün sonra vuku bulmakta olup, onların sempatik taraftarlıkları bile yazarımıza daha önce bu ödülü alışını Türk kültürü ve dilinin vatanı olan Türkiye’de zamanında kutlamasını engellemiştir.
Siyasetin edebiyatı kontrol etmeye çalıştığı –tıpkı Sovyetler Birliği’nin bilinen dönemlerinde olduğu gibi- yeni bir hayalet devrin tam ortasında Nobel Edebiyat Ödülü mevcudiyetinin gerekliliklerini en üst perdeden yeniden yerine getirmiştir. Edebiyat, Nobel gibi ödüller sayesinde toplumun “ak ve kara” günlerinde belleklerimize kazınmaya devam edecektir.

3 yorum:

  1. Yanlış bir başlangıç mı bilmiyorum ama Orhan Pamuk'tan ilk olarak Yeni Hayat'ı okumuştum. Ve bir daha hiç Orhan Pamuk kitaplarına gitmedi elim. Vasat olduğunu düşünüyorum...

    YanıtlaSil
  2. HZ dedi ki: "
    Bendeniz, üç kitabını okumaya başlamış ve bitirememiş birisi olarak -aynısını Ahmet Altan ın tek kitabı için de yaşamıştım- OP yi etajer, masa ve komidin yazarlarımdan birisi yapamamıştım. Raf yazarım olmuştu. Sonra bir yaz ikindisinde sahafımın yazarı oldu. Velhasıl adımın ve kitaplarını aldığım tarihlerin yazılı olduğu sayfaları koparmış öyle teslim etmiştim yeni sahibine.

    Efsane de tam burda başlar. OP, satın alınan bir yazardır, okunan değil. Gene onun MM (Masumiyet Müzesi) adlı romanının ilk 30 sayfasının okunup kenara bırakıldığını, ama satın alındığını yazıyor şimdi gazeteler. OP böyledir. Bu yabancılık, onu raf yazarı yapar. Möble bir yazar. Bu hiçbir şeyi değiştirmez. Möblelerinizdeki diğer yazarlara bir göz atın. Gene de içlerinde en parlağı OP dir."

    http://www.hikmetzahir.com/yazilar.htm

    YanıtlaSil
  3. Bir defa daha anladım ki bende taraftarlık ruhu fena halde baskın. Misal Orhan Pamuk'un kitaplarının tam manasıyla hastasıyım. Hele Kara Kitap ve Masumiyet Müzesi var ya... Of! Anlatılacak gibi değil. O kadar olumsuz yazı okudum ya da dinledim. Gözüm ya olumsuzlukları görmüyor ya da söylenenler bir kulağımdan giriyor bir kulağımdan çıkıyor.Hele Kara Kitap var ya.. Resmen büyüler beni. Her bölümü hayal çarklarımı kışkırtmaya yeter. Yıllardır okurum. Her yine-yeni-yeniden okuyuşumda, bilmediğim yepisyeni tadlar keşfederim.

    Ne yalan söyleyeyim, kitaplarını çok ama çok severim:)

    YanıtlaSil