24 Ocak 2014 Cuma

Zola'lar nerede?


115 yıl sonra Dreyfus hâlâ yaşıyor.

Estherhazy'ler de yaşıyor. Félix Faure'lar da...

Peki Zola'lar nerede? Fransa'da bile Zola'nın mektubuna ancak 100 yıl sonra bir başkan yanıt verebilmişken - bundan 15 sene önce - aradan geçen bir asır boyunca aramızda olmayan kimlerdi? Yazarlar mı cumhurbaşkanları mı kurbanlar mı?

Dreyfus Olayı hiç şüphesiz siyasi literatüre entelektüel terimini kazandırdı. Ve 115 yıldır bu terim devamlı olarak tartışılıyor. Bu terimin kurtarıcı ve koruyucu olduğuna sakın kanmayın. Onun yaşamasının, sürekli kullanılmasının bir yangın çanı ya da alarm zili işlevinde olduğu hatırlardan hiç çıkarılmamalı. Suçluyorum'u (J'accuse) Suçlusun!.. olarak yeniden, bazı eklerle yayımlamamızın bir nedeni de entelektüel camiada çalmayan çanların sayısında artışın olması. Ve çalan çanlar da adeta kanıt saklamak için kullanılıyor.

Şüphesiz ki tarih, hikâye haline gelmeden, yani oluşurken de çeşitli işaretler veren bir vicdan hareketi olarak içimizde hissediliyor. Bizim adımıza vicdanlarımızın günlüğünü tutan yazarlar 115 senedir artık siyasi olarak da "bağlanıyorlar". Girişimlerinin, duruşlarının her saniyesi ve molekülünde bu angajman şu soruyla yer ediyor: Kötülüğe kalıcı olarak nasıl geçit vermeyebilirim? Geçmiş, bitmiş, yakıp yıkmış olanın yaralarını sarmaya çalışan devlet tedbirlerini bir kayıttan öteye geçirmeyen mekanizma, gerçeğin sicil kayıtçısından başka bir şey değildir. Devlet sonradan kullanmak üzere gerçekleri kayıt eder, onlara müdahale etmez. Her kim olursa olsun devletin içinde o kayıtların boyunduruğunda bir şeylerle zıtlaştığınızda ya da kurban ilan edildiğinizde kurtuluşunuz kesinlikle yoktur. İşte Zola'nın belki de hayatına mal olan ve onu daha az okumamıza neden olan Dreyfus Olayı, devletlerin silah deposu olan ordunun iç duvarları arasında kalan ve hiçbir şeyin ulaşamadığı bir davadır. Ve bu dava duvarlarını Zola'nın elindeki vasati bir kalemden oluşan anahtarla, sadece gerçeğin vicdanını haykırarak açmaya çalışması bir yazarın başını çektiği yeni bir angajman çağını da açmış oldu tarihsel olarak, tüm dünya yazarları adına.

Belki yeni Dreyfus olaylarında dünya yazarları suçlayan mektuplar yazamadılar; yönetimler daha baskıcı ve acımasız olduğu için; bu amaçla sürgüne çıktılar; romanlar kaleme aldılar, tiyatro eserleri; şiirler, günlükler ve belgeler bıraktılar, uzun mu uzun 20. yüzyıl boyunca.

Dünya savaşlarının muharebe meydanlarında ve toplama kamplarında açlıktan, hastalıktan ve işkencelerden ölürlerken bile yazıyorlardı. İnsanlığın uğradığı vicdani tutulmaların fırtınalarında, bilincin ve sağduyunun toza dumana karıştığı şiddet kasırgalarında yazarlar bu yüzyıl boyunca birer tanığa dönüştü. Sesin ve görüntünün, yazıya oranla kapsadığı etkileri gerçeği daha çok saklamada ve gerçek kâşiflerini yok etmede kullanan kötülüğün karşısında yazarlar daha da büyük sorumluluk üstlendiler.

Artık 21. yüzyılda yazarlara birkaç görev daha düşüyor: Acı çekmek, kanamak ve her gece sabaha kadar gerçekleri sayıklamak. Bilinçlerin açık ve işler olduğu gün ışığında hakikat tutuklu, vicdanlarımız tutsak. Yazarlar ise bu koşullarda sadece tek bir çalışma alanı kaldı: Rüya görmek.

Belki de yazar günümüzde hâlâ yaşıyorsa bunu, evrimin başlangıcında çok basit bir beyin işlevine, yani unutmamaya borçlu. Beyinlerimizi ters çeviren ve onları unutma makinelerine çeviren bütün otoritelere, totalitarizmlere karşı, her şeye karşın; kendini keşfinden 115 yıl sonra Zola'ları gözle göremeyeceğimizi biliyoruz artık; çünkü onlar her yerde!..

Zeplin Kitaplar

10 Ocak 2014 Cuma

Hiçbiri kaç kişidir?


Hayatında hiç biri sana söyledi mi?
Hiçbiri kaç kişidir?
Hiç biriyle bu konuda konuştun mu?

Hiç kimse hiçbiri olmak istemez. Herkesin bir kimse olmak istemesi belki de sadece bu sebepledir.
Bir kişi bir kişidir. Bu en çok ona öyle gelir. Biz de buna tanığız, bundan kaçamayız. Gördük o sadece bir kişi.
Arttığın zaman, birden fazla kişi olmaya başladığın zaman şunu sormalısın: Bir kişide kaç kişiye yer var? Soruyu şöyle de değiştirebilirsin: Kaç kişi bir araya geldiğinde bir kişi olabilir?
Şunu unutma: O bir kişiyi asla seçemedin. Seçemezdin. Bu yüzden bundan sonra yaptığın hiçbir seçim sayesinde başka birisi olmayı bekleme...

Birisi azalabilir, kişi artabilir. Sayı sadece saygı sayıklar. Kendinden daha büyük olma şansı olan niteliktir, nicelik değil. Birden fazla kişi olarak birkaç kişilik yapamazsın hayatını. Hayat birçok, sen bir kişisin. Hayat çoğul, sen teksin. Hayat yanından geçiyor, sen o nehrin gölgelerinden birisin. Hayat seni tekrar ediyor, sense bütün hayatın boyunca kendini bulamıyorsun. Kaybolmuş olduğunu unutacağın yerde onu hatırlamak için durmadan umuda sarılıyorsun. Gözlerini açman gerekirken körlükte bile bilgelik arıyorsun ve ölümde dirlik; bakışta gölgelik. Görüyor ama anlamıyorsun: Ölüm asla bu adı almamış olan bir güneş ve onun ışığıyla hayatın sonsuz sabahını karartamazsın.

Bedenin sadece kaderinin yeni bir satırbaşı.