1 Ağustos 2007 Çarşamba

Şair öldü


Yitip gitmek bir alacakaranlık başlangıcıysa, 19 Nisan 1998 günü ölüm karşısında yeni bir güneş daha oluştu. Pazartesi sabahı Mexico’nun önde gelen solcu gazetelerinden La Jornada’nın Şair öldü sözcüklerine bürünen başlığı Paz için sürmekte olan tarihin ritim aralıklarından biriydi sadece. 1914 yılında doğan Octavio Paz, çocukluğundan başlayarak kendini edebiyatın ve siyasetin içinde buldu. Zapata’ya yakın bir avukat olan babası Meksika devrimi sırasında Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmek zorunda kaldı. Octavio’nun bütün çocukluğu ve ergenliği Mexico’nun güneyindeki bir kenar mahallede, kızılderili romanları yazan ve Fransız kültürü tutkunu dedesinin evinde geçti.
23 yaşında, Yucatan’da bir halk okulu kurmak için şiir dergisini ve hukuk öğrenimini terk eden Paz’ı çok yakın bir zamanda yüzyılın tarihi bekliyordu. İspanya iç savaşı sırasında antifaşist yazarlar kongresine davet edildiği Valensiya’da Ehrenbourg, Neruda ve Tristan Tzara ile karşılaştı. Mexico’ya geri dönen Paz, Taller dergisinin yazarları arasına katıldı. 1943 yılının sonunda Gugghenheim vakfının bir bursu üzerine Berkeley’e gitmek için Mexico’yu terketti. Paz, 1945 yılında Meksika adına diplomatik göreve başladı. İlk görev ona Paris’te verilmişti. Paz, Paris’te Peret ve Breton gibi gerçeküstücülerle tanıştı ve onların etkinliklerine katıldı. Onun Paris yılları yazınsal gelişiminin de doruk noktasına çıktığı yıllardı. Fransa’da yayımlanan şiir kitapları ününü artırdı. Özellikle Aigle ou Soleil (Güneş mi Kartal mı) kitabından sonra Latin Amerika’nın önde gelen ustaları arasında sayılmaya başlandı.

İnsan Yalnızlığının Gizi: Yalnızlık Dolambacı

Düzyazı ve denemelerini, iki şiir arasındaki boşluğu doldurmak için kaleme aldığını söyleyen Paz, Meksikalı kimliği üzerine Yalnızlık Dolambacı adını verdiği kitabı 1949 yılında yazmaya başladı. Roland Barthes’ın Mythologies’sinden on yıl önce bitirilen bu kitapta Paz, kızılderili kültürü ve batı dünyası arasında bocalama geçiren Meksika toplumunun çağdaş sorunlarını ve antik mitlerini sorguluyordu. Bu sorgulama Meksikalının ulusal karakterini ve yaşam öyküsünü anlatma biçiminde gelişirken, Meksika’yı Meksika yapan ‘o kapalı ve suskun ruha’ yaklaşıp onu deşiyordu. Bu kitap Meksikalı kültürün bilinçaltı katmanlarını çözümleyen bir inceleme antropolojik, sosyo-psikolojik, tarihsel, siyasi ve yazınsal bir inceleme olmasının yanında insan yalnızlığının evrensel gizini de araştıran bir belgeseldi. Öyle ki Yalnızlık Dolambacı batı çevrelerinde Ortega y Gasset’nin Yığınların Başkaldırısı’ndan sonra çağdaş İspanyol düşüncesinin en güçlü belgeseli sayıldı.

Tartışmalar

Meksika’nın bu yalnız güneşi öldüğünde kuşkusuz az düşmanı yoktu. 1968’te diplomatik hayatını sona erdiren Paz, aynı yıl ülkesine dönerek yeni ve polimekli bir hayatı da başlatmış oldu. 1971’de Plural dergisini çıkarmaya başladı. 1976’da Vuelta adını alan bu dergide Paz Soljenitsin’i savunan yazılar yayımladı; Sovyetler’e başkaldıran yazarlara ve Andre Glucksmann’la birlikte ‘yeni felsefeciler’e yer verdi Latin Amerika entelejansiyasının büyük bölümünün düşmanlığını kazanan Octavio Paz yanında marksizmin düş kırıklığına uğrattığı Perulu Mario Vargas Llosa’yı bulmasına rağmen antimarksist çabasını Lima’lı kardeşi kadar uzağa götürmedi. Paz’ın 1990 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanması tavırlarına daha da resmiyet kazandırdı.

Yalnızlık Dolambacı’ndan Türk Kimliği’ne

Yalnızlık Dolambacı’nın çevirmeni Bozkurt Güvenç, kitabın ilk baskısına yazdığı önsözde “Paz’ın Meksika’ya adadığı gibi bir yapıt neden Türkiye’ye armağan edilmesin?” diyordu. Böylesi kutsal bir serüvenin üstesinden ancak ozanların gelebileceğine inanan Güvenç, yıllar sonra (ozanlardan umudu kesmiş olmalı ki) Türk Kimliği adı altında bu kutsal serüveni kendi topraklarında aradı. Önce Kültür Bakanlığı Yayınları’nda yayımlanan bu kitap daha sonra bağımsız bir yayınevinin kanatları altına alındı (Remzi Kitabevi). Bozkurt Güvenç fetheden-fethedilen ortaklığında gördüğü Türkleri ve Meksikalıları bir noktada yol ayrımına getiriyor. Güvenç’in yorumuna göre her iki toplumun da bayramlarının fazla olmasına karşın Meksikalılar yalnızlığı fiestalarda uyuturken Türklerse çoğu bayramında kendi gurbetçiliğinin seyircisi durumunda. Bize uzak ve yabancı bir toplumun kimliğinin anlatıldığı Yalnızlık Dolambacı’nın 1978 yılından bugüne Türkiye’de dördüncü baskıya ulaştığını, Türk Kimliği’ninse bugün sadece beş baskıda kaldığını görünce seyirci kaldığımız gurbetliğin aslında bir uyku halinden başka bir şey olmadığını görüyoruz.

Miras ve Yapıt

Octavio Paz, organik olarak artık bir miras kadar uzağımızda ve bir yapıt kadar da yakın bütün okumalarımıza. Aklın hala sürdüğüne inanmak istediğimiz altın çağının düşünürlerinin bize bıraktığı miras çağının alacakaranlığına daha gelmedik. Aklın en basit sonuçlarından biri olarak kavramlarla düşünme; sözcükleri ve dolayısıyla dili kavramsal bir yapıya kavuşturma eğilimi sonlanmadan Paz gibi düşünce adamlarının giderek azaldığını görüyoruz. Geçmişte tamamlanacak bir yapıt olarak tasarlanmış bir düşünce sistematiğinin varlığı üzerine hala büyük kuşkularımız var. Octavio Paz ‘hem güneş hem bir kartal’ olarak ve her anlamıyla düşünmeye devam etmenin en melez yöntemlerinin bir habercisi olarak zamanımızın ve tüm zamanların en büyük ustalarından biri.Ve hep öyle kalacak, şu iki dizenin ondan gelmiş olduğunu bildiğimiz sürece:
“ Bir tarihim ben
Kendini yaratan bir bellek.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder