1 Ağustos 2017 Salı

Onbeşinci Şairler Sokağı



"...çok önceleri, çocuk olamamış şair babama..."

Susmayı yeğledim. Öteki köprü ayakları gibi. Suyla buluşunca ke­siksiz mutlulukları düşlemenin bile deniz karşısında nasıl çiğ kaçtığını anlayıverdim. 1978 yılında, on bir yaşında, bir yüzden ilk düştüğünde hiç açılmamış bir kapıya yordum gülüşü. Bazılarına yapıldığı gibi bi­zim evimize de gece yarıları bomba atılabilirdi. Ve pencereye en yakın yatan ben, alevleri ilk yutan olabilirdim, bütün güçsüzlüğümle. Oysa 1978 yılında, bu olasılıktan doksan sekiz kilometre ötede, yanaklarım günden güne şişiyordu.
Bir gün bir de baktım, arka sokağımızda bir tabela. 

Sokağa bir isim konmuştu. Bir ucu bataklığa, öbür ucu denize varan sokağımıza. Bir yanında, henüz çimentonun, demirlerin talan edemediği suyla ve boyu­mu aşan kılıçotlarıyla dolu arsalar vardı. Kalasları yatırır, ucuca ekler, ensiz yollar çizerdik, keskin otlar üzerinde. İlk çiziği alan genellikle ben olurdum, ya parmaklarımdan ya da yüzümden. Kırmızı çizgiciği ilk gördüğümde "karaya" en yakın kalaslı yoldan eve kaçardım. Bilmi­yorum, otlarla kaçıncı savaşımdı, eve kaçarken babamla karşılaştım. Kılıçotlu bataklıkla oynamamıza çok kızardı. Oysa o sırada oldukça dalgındı, elinde, arka sokağın yıkık bir duvarına asılan tabelânın kar­tondan bir benzeri vardı. Eve birlikte yollandık. Kapıyı açtı. İçeri ilk o girdi. Ayakkabılarını çıkarmadan, salona geçti ve ilk işi tavanı gözden geçirmek oldu. Sonra duvarları. Terasa çıktı. Ben peşinden geldim.

Uzunca bir süre denize baktı. Bakışlarını merak ediyordum. Yüksek gerilim tellerini, kavakları, minareyi, Liman Başkanlığı binasını. Sarıkız heykelini, iskeleyi ve en sonunda açığa demirli kayıkları delip ge­çen, deniz dibinde burgulanan bakışlarını... Babamla göz göze gelince, bakışlarındaki sivriliğin, iki-üç damla gözyaşından ileri geldiğini anla­dım. Ağlamıştı. Babama o tabelâyı duvara niçin astığını sordum. Bir şair dostu önceki gün ölmüştü.

"-Adını çok önceden duymuşsundur, diyordu. Hep anlatmaya çalı­şırdı: Kaybolan evler değil sokaklardır. Uzayan yollar seni gezgin yap­maz gezgin ol, derdi hep. Susmak, en şatafatlı gezginlikti onun için. Bana daha geçen gün telefonda bu şehirde tam on dört sokağa şair ad­larının verildiğini söylemişti."

Avın, babamı içine aldığı bir gündü. Aynı gün babam, henüz bir ya­kasında evler olmayan, bir ucu bataklığa, öbür ucu denize açılan soka­ğın yıkık duvarından, üstünde "Onbeşinci Şairler Sokağı" yazılı tabe­layı sökerek, sokağın başındaki sokak lambasına astı. Sokağın bir yanında evler öbür yanında şairler vardı.

Ocak 1990 - Düşler Öyküler; 6. Sayı, Şubat-1998

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder