19 Temmuz 2015 Pazar

Kulaksızların Ülkesinde Kulaklıkla Hayatta Kalma Sanatı

Gürültü, sanıyorum ki homo sapiens ile neanderthal'i ayıran en büyük farklardan birisiydi.

Ta en başa gidersek denizlerden karaya canlıların tanık olduğu ilk gürültü de gökgürültüsüydü, kıyılardan uzaklaştıktan itibaren. Su ortamında sesin iletim özellikleri karada farklılaştığından, bu değişme, sonraki evrim içinde yeni kulaklara ya da kulaklara neden oldu, ki bu sayede canlılar hayatta kalma becerilerini yeni bir duyuyla dünyaya uyuma yöneldi.

Duyuların sonuçlandığı yüzbinli yıllar diliminin içinde yaşarken gürültü bizi adeta sınıyor. Şehir (site) hayatının belki de ilk başlarda dikkate almadığı bir konu. Hele ki insani kapitalden pay almaya soyunan dinlerin de mabedleri şehrin merkezlerine yerleştirmesi, orada egemenliklerini pekiştirmek için adeta kaçınılmaz bir tutumdu. Din aygıtının insan yaşamında çıkardığı seslerin zaman içinde gürültüye dönüşmesine sanırım en çok Ortadoğu kökenli son tektanrılı dinde rastlıyoruz.

Neden?

Bir kere bu son olduğu söylenen dinin mabed biçimi, kutsal ziyaretlerden çok günde en az beş kez ziyaret edilen bir alışveriş merkezine çok uygun "yaradılış"ta. Tektanrılı dinler hegemonyası, insanın kültürel evrimi ve değişimlerinin tarihi içinde kesin veriler ve sonuçlara ulaşamayacağımız kadar "genç" henüz. Ve son tektanrılı dinin gerek periyodik kutsal hac ritüelleri gerekse günlük tapınma programı en az diğer tektanrılı dinler kadar mabedi gerektiriyor. Mabedlerdeki tinsellik yoğunlaşmasının dışında oraya atfedilen özel önem acaba neyi simgeliyor tam olarak? Kozmik bir kanal mı mabedleri daha özel kılıyor, diğer dünyevi mekanlara nazaran? Ya da uhrevi bir meridyen mi geçiyor onları boylamasına yararak? Hele ki son tektanrılı dinin toplaşmacı, kalabalıkçı ve sıklıkçı bu telaşı, acelesi neden?

Bir insan ömrünü aşmayan zihinsel düşünüşlerin kutsal kitapları düzenlediğini açıkça fark edebiliyoruz, burası açık. Bir kötü niyet, bozuk bir zihniyet aramıyoruz burada. Tam tersine anlama çabası bizimki... Ve teşhis getirmede ısrarcıyız sadece. Tam olarak anlamak için. Neden onca kutsal kelam ve ritüel bu dünyayı, hayatı ve evreni tanımayı-anlamayı-öğrenmeyi çeşitli buyruk, buyrukçu ve birçok dünyevi iktidar odağıyla bulandırıyor? Mutlak bilgiyle kurulan doğaüstü atıf çabalarından ziyade neden dinler ve diğer inanç kutuplaşmaları bilginin kendisini muhatap almıyor ve araya onca coğrafi, tarihsel, sosyal ve tarihsel aracılar sokuşturuyor. Ve kutsal bilgiyi, metafiziği mutlaklaştırma çelişkisinde hepsi birden koro halinde bütün dinler.

Bilgi zincirleri ve ağlarının inceldiği zayıfladığı her koordinatta bir mabed kurulmuş adeta; her delik daha büyük bir kara delikle örtülmeye çalışılmış gibi... Yoksa... yoksa dinsel düşünüş, yargı ve uygulamalar pratik aklın görünürdeki en temiz hizmetkarları mı?




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder