doğru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2015 Salı

Kıyamet geliyor!


Kıyamet geliyor,
Birazdan son bombalar da patlayacak üzerimizde. Çölde bilinmeyen bir benzin istasyonunda tek katlı her yeri ahşap ve kağıttan yapılmış lejyona doluşup toz fırtınalarının geçmesini bekleyeceğiz.

Kıyamet geliyor,
Orda daha güvenli olacak her şey. Geçmişi asla hatırlamayacağız ve bu yüzden korkmayacağız hiçbir şeyden. Ne kadar çok şey görmüş ve biliyorsak o kadar korkaktık.
Bütün bunlar yazılıydı bileceğiz ve bütün bunları bildiğimiz yazmıştık bir kitaba; bütün çölde o kitabı ararken unutmuş olacağız bütün sözleri ezberlemiş olduğumuzu.

Kıyamet geliyor,
Bu kendine durup bakma ve basit ahlakımızı sürdürme oyunu olmayacak. İyilikler uğruna dünyayı ne hale koyduğunu mu görmezden geleceksin şimdi o sıkıştırılmış kağıttan kalende?
Kendini daha iyi hissedince basit ahlak korunmuş mu olacak ve geçmiş olacak çıkardığın savaşın casus belli'si?

Bunu hep söylemek istedin aslında. Kıyamet geliyor,
O gelmeden önce. İlk bomba atılmadan önce. Bunun bir yazgı olduğunu söyleyen bir kutsal kitap bulmuştun ve orada yazıyordu: "Gün gelir ve ışıktan ordular yağar yere inen savaşa."
Tam olarak böyle yazıyordu, ama sen bunu yanlış çevirdin bilerek.

Kıyamet geliyor.
Hiçbir zaman güneşin daha sıcak olmayacağı bu kıyamet en uzun ateş gününü de getirecek beraberinde.

Temmuz 2015

5 Haziran 2014 Perşembe

Ben neden bu Türk dizilerini sevemiyorum?


Bu yazıya girmeden biraz önce kendime kibarlık sözü vermiştim hayatımın her alanında.
Yapamadım.
Ya da beni en çok sıkan konulardan birine hemen daldım kibarlık budalası olur olmaz.
İnanıyorum her şeyin kibarca çözümü olduğuna hatta her sorunun böyle çözüleceğine; ve hatta yargı yasalar bile ağır kalıyor bir şeyin sorun olarak kalmasını istemiyorsan.
Kibarca bir söz verince insan kendini dışarı atıp hemen kırlara mı çıkmalıdır? Hazır Nisan olmuşken her yer... Çiçekler duraksıyorlar topraklarımda.
Burada da ben duraksıyorum. Nerden benim oluyormuş bu topraklar. Bu bir balkancılık ve 20. yüzyılda ömrünü tamamlayan ulus-devlet yalanı değil mi?
Hazır bütün televizyonlar çokmaksatlı kimlik kartı, internet gereçleri pasaport, evler bayrak ve asfalt sokaklar toprak olmuşken.
Damarlarımın içinde değil tenimde atan kalbim vardı bir zamanlar, belki bütün kavgalarımı bırakıp onu yeniden aramalıydım.
Şimdi öfkelerin tamtamlarına gerilmiş bir kalbim var. Atıyor mu çok da önemli değil. Çok önceden kalplerimizin atışlarına göre uyanırdı dünya ve karanlığa gömülürdü sonraki gündoğumu umuduyla.
Şimdi öfkelerimizin güneşleri her yerde sabrımızı ısıtıyor.

Daha çok şey anlatmak için çok şey söylemeye hiç gerek yok, dediğin anda hatırlayacaksın aslında hiçbir şey söylememiş olduğunu.
Her sözünden sorumlu olduğunu durmadan sana bildiren sesin de düzensiz bir kayıp fiil çekimi olduğunu...
Türk dizilerinin aslında bu dünyada ciddiye alınacak tek bir gerçek hikayeye bile sahip olmamışlığımızın son derece yavaşlatılmış hikayesi olduğunu...
Giderken ağladığımızı, ama gülerken ağlayamadığımızı...
Birkaç eski siyah-beyaz fotoğrafın tarihimizden daha çok şey anlattığını ve bir gramafon iğnesinin bütün bilgisayarlarımızdan daha çok kullanılmış belleğe sahip olduğunu...
İş hatırlamaya gelince belleğimizin olmadığını unuttuğumuzu...
Belleksiz yaşayabildiğimizi, ama taklitsiz, imrentisiz, özentisiz, öçsüz ve kansız yaşayamadığımızı...

Çok şey söylemeye hiç gerek yok.



2 Mayıs 2013 Perşembe

Annem artık haberleri ve dizileri izlemiyor

TRT gibi kadın

İnsanın okul öğretmeni annesi olursa ona hiç şüphesiz hayatı boyunca farklı bakıyor. Şefkat ile güven ilişkisi içinde gidip gelen anne-çocuk bedeni arasında bilgiye dayalı bir kanal da açılıyor.
Bu sebepten annem, hayatım boyunca benim tek medyam olmuştur. Ben hep onu izledim. Başka yerlere de baktım: Başka kanallara, programlara, reklamlara, ama sadece bakmakla yetindim. Eskilerin tabiriiyle annem "TRT gibi" kadındı...
Burada 70-80 ve 90'lı yılların TRT'sine gönderme yaptığımı bu yazıyı okuyan herkes kesinlikle bilecektir. Annemin de uzun zamandır devlet kanallarına bakmadığı bilinen ayrı bir gerçek.

Bir yıldız olarak annem

Ondan ayrılalı tam 45 yıl 9 ay 14 gün oldu ve 15. güne saatler var. Biyolojik olarak annemle aramızdaki hayat saati, belki yaşadığımız toprakların acı kaderinden olacak artık çalışmıyor. Bir öğretmen olan annem devletçi ve devlet gibi bir kadındır. Her şeyi devletten bekleyenlerin aksine, devleti bile beklemez o. Her şeyi kendisi yaptı. Yaptıklarının kalıcı olmasının ancak devleti var edebileceğinin farkında olan cumhuriyetçi bir kadın olarak annem asla jakoben olmadı. Nihilist de değildi. Anarşist? Asla... Onun karşı koyduğu tek şey zamandır. Zamanın bütün hızı ve ağırlığıyla birlikte, başkalarını aksine çok daha güzelleşti, harika bir kadın oldu.

Annem 1 ay 10 gün önce henüz bu yazımı yayınlanmadan "kaldır onu bakayım" dedi

Bana hiçbir şey olduğumu annem öğretti. Bu yıldızlar, bulutlar ve insan hikayeleri altında hiçbirisi olmak, bu dünyaya gelmenin ve gitmenin görkemli tanıklarından birisi olmakla eş anlamlıdır; tam olarak demek istediği buydu annemin. Bütün bunları şimdi anlamışsam ve yazabiliyorsam; bu transfer annemden bana, asla bilinen ve kullanımdaki bir dil ya da alfabe yoluyla olmadı. Annemden bana doğumumla geçen her şeyin ötesinde aramızdaki manyetik anlam transferi alanıyla benim cenin olarak onun karnında yüzdüğüm plasenta suyu aynı molekül ve fotonlardan yapılmıştır.

Annemin dediklerini ve yaptıklarını hala yapmadığım için en başta Amerikan dizilerini ve tabii haberleri de izliyorum bu aralar.



15 Nisan 2013 Pazartesi

Gözlerinde "ben ünlü bir dizi oyuncusuyum" bakışı var...


"Her üç diziden ikisi sezon sonunu göremiyor." 
                                                          Gazeteler

Gözlerinde "ben ünlü bir dizi oyuncusuyum" bakışı var... Ve ben o diziyi hiç izlemedim ve ünlüleri tanımamak artık suç değil.
Sinemadan olabilirdi belki. Bilirsin sinema eskiden hem klip, hem kısa film, hem albüm ve hem de gazinoydu lüküs hayatların gidemediği küçük kasabalara.
Ağır bir kervan hayatının ortasında geçtik, çölden modernliğe bir jet  hızında. Şimdi durmuşuz ve ten rengimizi hatırlıyormuşuz bunca kan gölü ortasında.
Yaranın tam içinde gökkuşağı kan rengi bile değildir ve sen hala bakıyorsun bana "ünlü bir dizi" oyuncusu gibi.
Ünlü dizileri az çok tanırdım, ünlülerin dizilerde oynadığına çok şahit oldum, dizilerin ünlü yarattığını ne zamandır duyarım, ama hiç "ünlü bir dizi oyuncusu" görmemiştim, bağışla.

Sir, bir piçtir...

Yardım et.
Kumandamı bulamıyorum.
Sehpanın üzerine bir nevi Arabistanlı Lawrence bırakılmış. Karıştırmış her şeyi. sehpayı onun sanıyor. Hiç kumanda görmemiş ama kumanda etme konusunda her şeyi biliyor.
Televizyonun en sevdiğim yanı giderek araplaşması. Araplaşmak şu demek: Araplar dışında herkesin arapların kim olduklarını bilmesi. Oysa araplar ne olduklarını bile bilmiyorlar.
Sir Lawrence bir dizi oyuncusu olsaydı onu iyi bilirdik değil mi, ama adam bir dizide oynamadan bile bize ünlü bir oyuncu gibi bakıyordu. Zaten ünlü bir İngiliz oyununda oynadı. O yüzden çok ünlü.

Miss Lawrence nerdesiniz?

Sizi arıyorum. Hiçbir çocuğunuz arap olmayacak. Camdan bakamayacak.
Camlarda artık ekranlar görmüyorum.
Ekranlar cam gibi parlıyor, ölüler çoğaldıkça.
Öldür beni, bir daha seni tanıyamazsam.
Sırf bunun için kim olduğumu unutacağım.
Hatta o güne kadar bileceğim ki "Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar."*
Göreceğim: "... ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler."**


* Şuara, 224
** Şuara, 225-226.




13 Ocak 2013 Pazar

2013'te hiç yapmayacağımız şeyler






2013'te hiç yapmayacağımız şeyler


Bazen manifestolara ihtiyaç duyar insan. Dinlemeye veya yazmaya. Manifesto yazmak artık o kadar zor ki... Manifesto bittiğinde değişiyor her şey...


Doğru söylemek

Doğruları söylemeye ne gerek var... Söylesek de yalancının mumundan daha hızlı eriyorlar...
Felsefedir doğruların yaşadığı tek yer...

Sigara içmek
Duman halkaları ikiyüzlüce gider ve dağılırken ardında sokağı daha da kalabalıklaştıran sigara yasakları ve molaları bırakıyor... 


Reklam yapmak.

Sözcükler kara yazıdan geri dönerlerken kıyamet sonrası bir manzarada buluyorlar bıraktıkları anlam ve kavramları... Nasıldı satışlar?

Başarılı olmak.
Siz seçin, ama çok yakında belki hiçbir şey yapmadığımız için alkışlayacak ve tüketeceksiniz bizi, çoğuna eskiden beri yaptığınız gibi...

Kibar olmak.

İncelikler mezarlığına hoş geldiniz. Dünyanın en kibar insanı burada mezarcıdır sakın unutmayın...


İyilik
Artık iyi insan ve iyilik mi kaldı? İyilik, yapılan kişiyi bir canavara dönüştürmenin en kısa ve etkili yol değil mi? Acaba gerçekten öyle mi?



Çalmak

Çalamadığımız şeylerin tutsağı olmamak için hiç tereddüt etmedenÇALMALIYIZ...

Aldatmak.
İşler en çok kötülük yaptığında güzel gider gibi görünür...

Yeniden aşık olmak.
Aşkın çölünde kavuşmak serap gididir. Sevmekse vahaya benzer...

Görmek ve öfkelenmemek.

Anlamazdan gelebilirsin. Hapı yuttuğun nokta anlamların seni görmezden gelmesi olacaktır.Anlamlar denizine atık olma...