23 Temmuz 2020 Perşembe

Dünyanın Bütün Sonları


Dünyamız kaç kere son bulacak?

Din, fizik, jeoloji ve kozmoloji açısından bakacak olursak birçok kere. 

MÖ 2800'den Yıl 5.000.000.000'a kadar uzanan bu son cetvelinde ise Nostradamus'tan bütün kutsal kitaplara kadar giden bir kehanet silsilesi var.

Evren'i de yer aldığı bu toplama bilimkurguya  da ekleyecek olursak en basit söylemle dünyada herkesin birbirini panikletme yarışında olduğu, tarihin en kadim zamanlarından beri aşikar.

Keşif ve merak duygularının yoketme/yokolma güdülerine dönüşmesi sadece dünyada keşif ve merak edecek bir şey kalmaması ile mi ilgili?

Evren'in de keşfi öyle birkaç yüzyılda tamamlanacak gibi görünmüyor. 

Belki bu süreyi Evren'i ziyaret edecek araçsal devrimleri gerçekleştirmekle geçirsek daha iyi olacak gibi görünüyor.

Astrolojinin derin uykusu astrofiziğin bodoslama çarpıştığı kozmik duvarlara karışıyor; öte yandan mikro kapsamda Evren'in ilk oluşumunu taklit ederek anti-maddeyi yakalamaya uğraşıyoruz. Neden?

İlk yaratıldığımız andan gideceğimiz son ana kadar bir çizgi çekip kozmik varoluşumuza bütün merakları giderdiğimiz mutlak bir anlam yükleyip rahat etmek mi amaç?

Hiç sanmıyorum. Ya da amacımız büyük evrensel kafa karışıklığımızı unutmaya çalışmak mı başımızı bir başlangıcımıza bir sonumuza çevirip durarak?

Nereden gelip nereye gittiğimizin henüz tamamlanmamış hikayesini şurası kesin ki hemen okumak, bilmek, anlamlandırmak ve mümkün olursa unutmak istiyoruz. 

Her şey insanoğlunun ego ve narsisizmine çok ters gelecek derecede çok büyük, uzak ve anlamsız bu evrende.

17 Temmuz 2020 Cuma

urbaga. 18

Cross Connect Magazine
Doğum günün

İçeriden gelen martı sesleri evin ihtiyaçlarıyla ilgilenmeyen baban ve o sesler annenin öfkeli hali.

Annen çok eziyet ederdi babana veya sen de öyle olduğuna inanırdın. Annene kızardın... 

Annen olacaksın ve başka bir dilde aslında onaylamadığın bir davranışı martılara uygulayacaksın. 

Onları kov, bugün doğum günün, ama onlara kızma... 

Aslında içeride kimseler yok. Annen ve baban sessizce seni doğuruyorlar.

Sene 19…

***

Dün şehre geldin ve artık şehir senin şehrin değil.

Şehirde her kafamı bir yere çevirdiğimde garip bir şekilde sanki seni birdenbire görecekmişim gibi hissettim. Ama anladım ki sen şehirsin, şehir de sen… İç içe geçmiş, ayrılmaz birliktelik. İlk defa birisi için böyle bir hisse kapıldım.

Bir şehir bir insanla bu kadar özdeşleşir. Neden böyle hissettim onu da bulamadım… Belki karmaşası, kalabalığı ama o karmaşa ve kalabalıkta bile kendine has bir düzeni. Çeşit çeşit insan profili. Değişken. Nostaljisi ama yanında da günü yakalaması. Eski ile yeniyi garip bir şekilde harmanlaması.

Romantizmi, aniden basan öfkesi … 

Ne yaparlarsa yapsınlar “beni kimse bozamaz, ben buyum” demesi. “Yerseniz, hatta isteyen sever, istemeyen sevmez” demesi. Burası çok kalabalık bir daha gelmem dense de vazgeçilmez olunması.

Ne olursa olsun benim için her zaman yerin hep farklı oldu. Hep de öyle kalacak … Aynı şehir gibi….

***

“Okuma Kulübü buyurun!” dedi çevirdiğin numara.


13 Temmuz 2020 Pazartesi

14 Temmuz Gecesi Neredeydin?

verdun war ile ilgili görsel sonucu

O 14 Temmuz akşamı Bleu Blanc Rouge renkli havai fişeklere bakıyordun Fransız Sarayı'ndaki bahçe kutlamasında Légion d' honneur'lü konuklarla birlikte.

Bleu, yani mavi, yani Özgürlük.

Blanc, yani beyaz, yani Eşitlik.

Rouge, yani kırmızı, yani Kardeşlik.

Bu üç renk de, onlara en çok ihtiyacı olan ülkelerde, siyah gökyüzünde daha çok parlar, dedi bir Mağripli.

Enrico mu neydi adı... O da bir şarkısında şöyle diyordu:

Ma liberté, longtemps je t'ai gardée.

O geceden 27 sene öncesine gidiyorsun.

1989.

1789'un 200. yılı. Ankara, Kızılay. Devrim'in ikinci asrı anısına, onun en önemli simgelerinden, hatta Devrim'den en çok zararı görenlerden, yazar Marquis de Sade hakkında teksir olarak düzenlenmiş yaklaşık 40 sayfalık bir kitapçığı tutuyorsun sımsıkı koltuk altında. Hepsini bir oturuşta okumalısın. Çünkü okula hiçbir "yayın"ı sokmak izin dahilinde değil.

Ankara'nın Dikmen'inin eteklerinde 4 yıldır gitmekte olduğun okulu bitiriyorsun o yıl. Mutsuzsun. Herkes mutsuz, acaba ondan mı?

Kimsenin sana bir şey demediği yıllardan herkesin sana ne dediği yıllara, mutluluğun sürekli olduğunu unutup anlık olduğunun kabulüne kadar,  tüketip durdun "sonuna kadar koruduğun özgürlüğü..." Eline kalansa, bir kitapçık. Ömrünün 27 yılını hapisanelere veren, her devirde ve devrimde hapse atılan yaşamaktan ziyade yazmaktan bıkmayan bu marki, senin kurtuluşunun ilk havai fişeklerini patlattı o gece.

Ve yine bir 14 Temmuz'da aynı çifte asır kutlamalarında Seine nehrinin her köprüsünün üstündeki sıralı havai fişek patlamalarını bu kez Léon Carax'ın Köprüüstü Âşıkları filminde izledin. Juliette Binoche ilk kez o filmde gözüne göründü, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği'nden de önce.

Napoléon, imparatorluğu kurarak Fransa'daki halk, monarşi ve devrim arasındaki iç savaşa son verdi. İmparatorluk karşılığında oldu bu lütuf kuşkusuz, altında başka bir irade aramamalı. Böylelikle üç renk birleşip yüce anlamına kavuştu. Sıralarını sürekli karıştırageldiğimiz özgürlük, eşitlik ve kardeşlik hem üç rengin hem de iç savaşa tutuşan 3 kesim ve kavramın da değişmez sembolü olmuştu.

Bu açıklamaların varacağı renk az çok belli oldu gibi: Mavi. Aklına sık sık düşüyordu senin de: Neden mavi? Bayraklardaki mavi aslında ne anlama geliyordu? Ya beyaz? Ya kırmızı?

Bir ülkenin bayrağında mavi varsa bu tam olarak ne anlama geliyordu?

İngiltere, Amerika ve de birçok Avrupa ülkesi mesela... Beyazı sosyolojinin dışında bıraksak mavi ve kırmızı kalıyor geriye. Mavi, kanında mülkiyet ve güçten başka bir şeyin dolaşmadığı saltanatları, tahtları, imparatorlukları ve krallıkları simgeliyorsa kırmızı, özgürlüğü ve kardeşliği varlığından bu yana talep eden halkı, yani özgür eşit bireylerin oluşturduğu toplumu işaret ediyordu öyleyse.

Sosyolojiye yaslanarak söyleyecek olursak beyazın ise, bu iki rengin, mavi ve kırmızının belki akıllı uslu belki de tepedeki egemenlerin çıkar çatışmalarından uzaklaştırdıkları kesim ya da kişilerin kendi aralarında yaptıkları antlaşma, bağımsızlık savaşı ve iç savaş olarak niteleyebiliriz.

O halde 14 Temmuz akşamı hangi renkleri gördün gökyüzünde, söyle?

Siyah diyeceksin. Hem de simsiyah. Gök günlüklerine bakmalı, hiç kuşkusuz. O gece yıldızların, ayın konumu ve durumları. Sonra meteorolojik tahminler ve kaygılar.

(Arkası yarın)