sevgili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2026 Çarşamba

Kıskançlık

Aishti SS14


“Perdeyi örterek işe başlıyorum. Kâğıtta tam 7 hareket -ya da kendi deyimimle işlem- yazıyor:

-Perdeleri çek.
-Koltukları ört.
-Aynaları gizle.
-Kapıları kapat.
-Işıkları söndür.
-Her yer karanlık olsun.
-Onu görmesinler.”

Onu görmedikleri zaman hayat daha da kolaylaşıyor. O bir buhar bulutu gibi sımsıcak sarıyor içimi. İçine girince dünya nimetlerinden arınıp zevkin ta içine, tadına dalıyorum. Kaygan bir yolculuk sırasında her yanımı titreten o çıldırtıcı kenarlar...

Bir eşyadan söz eder gibi oluyorum. Ama maddi bir tutku, bağlılık değil bu. Onun bir eşya gibi olması, yaşamaması, bana dokunamaması, beni hissetmemesi beni asıl yaşatan ve ona bağlayan en büyük neden.

Ona hep yukarıdan bakıyorum. Bu zamanlarda beni görmüyor.

Tarif edilemeyene yaklaşmak tehlikelidir ama bu biraz da onun gibi olmak gibidir. Bu yüzden onunla aramızda hep belirli bir mesafe var. Bu, özlemi oluşturan ve aşkı nesneleştiren “platonik aralık”tan daha açık daha uzak bir şey.
Onu hatırlamak: Çok uzak bir fiil. Ben ona kelimelerden daha yakınım, anlamlardan daha açık ve ifadelerden daha tutarlı.

Bu çok yakın aşk, bu dipsiz uçurum beni yıkıyor. Beni ben yapan şeyin aynı zamanda beni mahveden (canıma okuyan) şey olması aşkı tutsaklık ve büyük acılar mertebesine ulaştırıyor.

Kıskançlıklarımı hep saklamayı tercih ettim. Kıskançlıklarımı belli etmenin başkalarına üzüntü vereceğini düşündüğümden yaptım bunu. Günün birinde gördüm ki kıskançlık ötekine doğrultulmuş bir silah ve yine de yaralar içindeyim. Her yerimden yaralanmışım. Bir kişisel eğitim cilvesi.

Bazıları için aşk ilişkisi yaralarla ilerler. Bu kanlı görüntü kara sevdanın kartografyasıdır onlar için ve benim asla yerim yoktur bu haritada. Onlarla aynı kıtada oturmam.

İtiraf ediyorum: Üzüntüler ve pişmanlıklar içinde kendimi kaybetmekten korkuyorum aslında. Ve bunun adına hep şöyle dedim sanki: Kendimi eğitmek ve yeteneklerimi geliştirmek. Kendimi eğiterek kıskançlıklarımdan kaçabileceğimi sandım.

Belki bu büyük bir yalandı. Aşkın doğasından kaynaklanan bir çürümeyi adlandıracak olursam şöyle diyebilirim: Her şeyin ve herkesin ilerlediğini sandığı bir dünyada hiçbir yere gitmeyen bir adım.

Kıskançlığın bir çürüme olduğunu düşünüyorum. Parçalara ayrılmanın, kabuklarından sıyrılmanın, yaralanmış iç kısmın açık havayla, mikroplarla, ruhun doğasıyla karşılaşmasının başlangıcı olarak...

Çürümekten neden kaçtığımı hepiniz anlarsınız. Ölümden kaçıyorum ve bir o kadar da kıskançlıktan. Öldüren kıskançlık yoktur; kıskançlık zaten öldürür. İçindeki müziği, yaşı, çocuğu, fahişeyi, avcıyı ve avı da...

Yerine hiçbir şey geçemiyor. Tedavisi yok. Buna karşılık madde ve eşya aşkını kıskançlıkla karıştıranlar içinse her zaman bir çıkış yolu ve kurtuluş var.

Yazmak ve yalan söylemek birbirlerinin kardeşi iki fiil. Sürekli reddettiğim ve kaçtığım bir şey hakkında yüksek perdeden sözler söylemek benim için o kadar imkânsız ki...

Duygusal eğitim dediğim zaman bir eşyadan söz eder gibi oluyorum. Ama maddi bir tutku, bağlılık değil bu. Onun bir eşya olması, yaşamaması, bana dokunamaması, beni hissetmemesi beni asıl yaşatan ve ona bağlayan en büyük neden.

Onun canlı olmaması, ölü olması. Beni ona bağlayan en büyük suç.

*

Benden kıskançlığın doğasına ilişkin büyük sözler bekliyorlar. Ondan kaçıyorum. Bundan daha büyük bir söz olabilir mi? Avından kaçan biri gibi davranmak isterdim ama burada av benim.

Büyük sözler yerine sesler. Büyük Sesler.

Dur gitme! Yapma! Sensiz ne yaparım!


14 Şubat 2018 Çarşamba

Sevgililer Günü için mektup 2



Sevgili Sevgililer Günü

Altı yıl sonra yeniden karşındayım. Senden özür beklerken, özür dilemek istiyorum şimdi. İyi ki varsın. Fakat artık uzak bir dostumsun. Banaue pirinç terasları gibi bilinmeyen, ama mevcut bir uzak yersin benim için. Sesim bu sebeple sana güzel gelebilir. Aldanma.

Altı yıl önce ben 44 yaşındayken sana fena kızmıştım. Çünkü uslu birisi sayılmazdım. Örneğin toplama çıkarma biliyor, ama ne evimi ne de hayatımı toparlayabiliyordum; hayatımdan çıkması gerekenler konusunda da klişe eylemim genelde aynalar üzerinden kendime hep çıkışları göstermekti.

Aradan geçen zamanda ne değişti dersen; bence sen değiştin 14 Şubat. Hani tam 24 saat değil de 23 saat 57 dakika 43 saniye olduğundan da eminim; sen tam olarak sen değilsin. Aşkın metaforusun sen, yani aşkmış gibi yapan aşk. Başka nasıl anlatabilirim seni.

Lütfen kızma, az sonra özür dileyeceğim. Suçlu tabii ki ben değilim. Nasıl olabilirim? Suç cehennemse suçlu Tanrı'dır diyen bir yalvaç tanıyorsan söyle bana; ona aşkı sormalıyım, çünkü ben aşkın bendeki anahtarını kaybettim. O anahtar ki , sadece bende olduğu konusunda beni ikna etmişti. Tek maharetinin bu olduğunu elbette söyleyemem, ama nedense diğer yetenekleriyle o bir kadın olsaydı bile gerçekten ilgilenmezdim, çünkü ben eşyanın bir insan olduğunu düşünebilirim ancak. Yeteneğim bu kadar. Ve kadını kimin yarattığını bilmiyorum, ama beni Aşk yarattı bunu çok iyi biliyorum.

Beni yaratan Aşk, doğduğum gün başımda bana en sevecen ve sorumlu bakan bir çift göze neden adil davranmadı. Aşkın adaletsiz olduğunu söylemem için bir dava açmış olmam gerekiyor ona. Aşkın davası olmaz da derler, buna gerçekten inanmalı mıyız? Unutsak daha az acı çeker ve daha az zaman kaybederiz.

Bazen içine bir kitap kaçmış gibi olur ya bilirsin bu hissi... Bence Aşk'ın içine soneler kaçmış olmalı. Hani şiir sanatının heceli ve serbest vezin arasında duran o müthiş şiir biçimi.

Aşkın şiiri olsaydım gözyaşıyla yazılmış bir sone olmak isterdim.

Sevgili Sevgililer Günü 1

12 Şubat 2012

P.S. O soneyi 2019'da yazdım daha sonra. 

23 Şubat 2012 Perşembe

Ben sana neden bu kadar aşık oldum?


Ben sana neden bu kadar aşık oldum?
Bir marifetmiş gibi
bunu bilmiyorum

O kadar kabahat dururken
o kadar gemi dururken ve ışıklı gece sahili
sana zincirlendim

Sana doğdum sabahları
Geceleri yükseldim gülümsedim dikkatini çekmek için
Battım, ağladım, dev ve sıcaktım ama kayboldum

Şimdi ben seni aydınlatırken uyandım diyorsun
Ben gözyaşlarımı saklarken sen "ağladım" diyorsun
Aşk olsun


12 Şubat 2012 Pazar

Sevgililer Günü için mektup

Sevgili Sevgililer Günü


Aşkı bir güne indirmek kimin aklına geldiyse onu aramak da en gülünç bahanelerden birisi haline geldi. Seninle 365 günün bir tanesini paylaştığımız bu günde çiçekçilerden hediyelik eşyacılara kadar bizi kimlerle muhatap ettiğinin bilmem farkında mısın?
Aşk süreçti sonuç oldu.
Aşk sonuçtu sebep oldu.
Aşk maceraydı düzen oldu.
Adını koymayalım, kaçar dedik kovalamaca ve teknik takip oldu.
Yazalım dedik kayıt oldu.
Şiir dedik söz oldu.
Aşkı kanunlaştırmanın ne alemi vardı ey Sevgililer Günü?
Şimdi ben yılın 364 günü kimsenin sevgililer gününü "şimdiden" kutlayamayacak mıyım? Ya birden çok sevebiliyorsam! (Tanrı korusun...) Kötüsü, çok seviyorsam da o gün bir kişi dışında kalan çoğunluğu üzmek zorundayım.
Bir yalan makinası mısın sen? Doğrucu Davud mu? Kimsin?
FBI? MİT? CIA?
Ne ulusalsın ne evrensel. Yerel olsan mahallenin namusu kılığına bürünüyorsun, yasal olsan nikah memuru çağırıyorsun hemen; şahitler bozacı ve şıracı.
Senin arkandan kadınlar, anneler ve babalar günü de ne çabuk geliveriyor. Oluşturduğunuz zincir kolye, mecbur ve muhtaç ruhların prangası gibi görünüyor.
Sevgili ya da Sevgisiz. Ne fark eder. Karım yoksa ben erkek değil miyim? Kocası yoksa ötekisi kadın değil mi ki de sevgililer gününde sevgilisi olmayan mağdur olsun ve sevgilisinin yanında olamayan da mundar...
Ey Sevgililer Günü! Çık git aramızdan. Sana ihtiyacımız yok. Sevgilimle aramıza girme. Yılın her günü bizim.
Hadi al 14 Şubat da senin olsun, ama git lütfen.