biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2021 Cuma

Birçok Nâzım Hikmet, bir biyografi


Ne kadar otobiyografik yaşadığımızı düşünürsek düşünelim biyografiler hep hayatların önünde gider. Nâzım Hikmet özelinde ise bu durum olabileceğin en azı olmuştur… Şair, bugün, 15 Ocak’ta 113. yaşıyla neredeyse hâlâ hakkında yazılan bütün biyografilerin önünde sayılabilir. Bunun, olağanüstü ve birçok yaşamı aşan yaşantısının uyandırdığı büyülenmelerin etkisiyle; her bir tanığın ya da temadan tanıklıklara kadar gezinen araştırmacılarda yer eden, asla kurtulamadıkları bir tamamlanamazlık kaygısıyla da oluştuğu da söylenebilir.

Şu an elimizde, belki de bu karmaşık, ama çok hareketli dönemi geride bırakmamızı sağlayan, ama o dönemin bütün kazanımlarını en üst nesnellik adına açıkça sergileyen bir Nâzım Hikmet biyografisi var. Bu kitap bugün, Şair’in 113. Doğum gününde çıktı hem de.

Kitapları 40’ı bulan gazeteci, duayen Nâzım Hikmet yazarı ve biyografı Emin Karaca aynı zamanda bu kitabın yazarı. Karaca, özel ve gizli tarih yazarlığının bu olgunluk kitabı için tam dört nitelendirme birden kullanıyor büyük şair adına: “Mistik Romantik Ağır Mahkûm ve Göçmen Şair”
Bu dört nitelik aynı zamanda Nâzım Hikmet kronolojisinin de başlıca sıfatları. Yirminci yüzyılda söz çınarının en üst dallarına erişen her büyük şair gibi Nâzım da yaşamına birçok yaşamı ve mücadeleyi sığdırdı. 835 Satır‘da Memleketimden İnsan Manzaraları‘nın 12.000 satırına kadar şiirle örülmüş büyük bir setti aynı zamanda Nâzım. Neredeyse Cumhuriyetle aynı anlarda doğmuş, Bolşevik İhtilali ile gözleri kamaşmış, belki de dönemin her Türk genci gibi ülkesi için en iyisini istemişti.

Acaba gerçekten böyle mi?

Yoksa hikâye yazmanın, hayat öyküsü oluşturmanın ve biyografi yazarlığının temel zorluklarından birine mi çatıyoruz devamlı olarak, büyük birisi hakkında en doğru şeyleri bilmeye, anlamaya ve söylemeye çalışırken?

Hele ki hayatı efsane, iddia, karalama, yargılama ve hüküm giymelerle dolu bir büyük sima için onu hayatıyla ve tabii ki yaptıklarıyla tanımlama, hak ettiği mevkide konumlandırma; hele ki onun kayboluşundan sonraki en tatlı, zevkli uğraşlar. O gitmiştir çünkü. Gerçekten çok kurguya yakın olduğundan eserleri (yaptıkları) durmaktadır ve bize düşense onu en doğru şekilde yad etmektir.
Emin Karaca, Nâzım Hikmet hakkındaki bu son kitabında onu krono-romantik olarak belirliyor öncelikle: Mistik, romantik, ağır mahkûm ve göçmen şair. Büyük şairimiz hakkında ortalıkta ve bütün ortamlarda ne kadar çok eğilim, inanış ve özsavunma becerisi varsa onları ortaya tek tek koyuyor ve önemlisi bunu biyografi yazarlarına ayrılmış o çok az olan üslupçuluk hissesini tehlikeye atarak başarıyor. O tehlike de şu: Taraflı rivayetlerle rivayet tarafları arasında nerede duracağına karar verme zorluğu…

Emin Karaca elbette ki her Nâzım konu ve çizgisinde kişisel olarak bir tarafta duruyor ve zaten başka türlü de bu büyük sınanma ve zorlu çabadan alnının akıyla çıkması zor. O enerjiyi, hevesi sadece nesnellik veremez hiç kimseye, çünkü bir savaşın içinde durmak zorundadır her yazar bir başka yazara, döneme veya olguya bakarken kalemiyle. Nâzım hakkında yazmanın, belge ve tarih oluşturmanınsa zor tarafı, onu asla unutmayan, onu bir güneş ve yol gösterici olarak benimseyen her kesim ve özgürlükçü siyaset çizgisinin aslında çoğu noktada hemfikir olmasının yanı sıra bazı ayrıntılarda işi yönetememesi olamaz mı?

Emin Karaca, bu işi doğruya en yakın yöneten belki de ilk kitabıyla karşımızda bu sefer. Nâzım Hikmet kültürü de diyebileceğimiz bu işçiliğin her aşaması, yani şimdiye kadar yazılmış her taraftan, tanıktan ve ortaktan ortaya konan her çalışma büyük şairin yaşamının ve yapıtının bilgisine ulaşmada çok önemli kilometre taşları. Şimdi, daha çok Nâzım Hikmet hakkında, zamanın acımasızca ilerlemesi yüzünden giderek ondan uzaklaşan yeni kuşaklar ve okurlar için bu türdeki çalışmaların önemi sosyo-kültürel planda daha da artıyor. Şablonlara, klişelere onu teslim etmeden ve haklı olarak ona yakın durmuş, yaşamı kuşakların son derece öznel tartışma ve çekişmelerini Nâzım fenomeninde ayrı tutan bir tarih ve biyografi yazmanın zamanı geldi, hatta geçiyor bile…

Emin Karaca’nın “Mistik Romantik Ağır Mahkûm ve Göçmen Şair” kitabı bu anlamıyla, bundan sonraki tutucu olmayan dönemlerde; onun zamana karşı aldığı madalyalar ve onarılan yaralarıyla olduğu kadar hiç silinmeyecek yara izleriyle de hepimize rehberlik edecek, Şair’in ışığını hiç azaltmayacak bir Nâzım Hikmet çağının başladığının haberini veriyor.

18 Ocak 2020 Cumartesi



17 Temmuz 1967.

Tarsus doğumlu yazar, yayıncı, editör, çevirmen.

Şair-yazar, eğitimci H. Zekâi Yiğitler (1940-2004) ile eğitimci, yazar ve çevirmen Nuriye Yiğitler’in oğludur.

İlkokulu, Balıkesir Mithatpaşa İlkokulu'nda (Gazi İlkokulu ve Ali Şuuri İlkokulu binalarında) ve ortaokulu Edremit Lisesi orta bölümünde bitirdi. 

1985'te Bursa Işıklar Askeri Lisesi'ni 1989'da Kara Harp Okulu’nu tamamladı. 

Roman, öykü ve çevirileri Varlık, Kitaplık, Gösteri gibi dergileri  ile Cumhuriyet Kitap Eki’nde yer aldı. 

Yazı ve çevirileriyle edebiyat, kültür ve sanat basınında uzun dönem yer aldı. 

İlk kitap çevirisi “Enstantaneler- Alain-Robbe Grillet” 1990’da yayımlandı. (Yazıt Yayınları)

Yayımlanmış ilk eseri olan Ben Yükseklik Korkusu Ağustos 1989’da Varlık dergisinde çıktı. 

1997'de Türkçenin ilk edebiyat web sitesi Superonline/Edebiyat'ı kurdu ve 2000 yılına kadar yönetti.

1998'de, sanat yönetimini Bülent Erkmen ajansının yaptığı ve Beyoğlu'nda gerçekleşen LA DECADE DE LA FRANCOPHONIE Festivali'ni yarattı ve yönetti. 

1997-2012 arası çeşitli basın/medya gruplarındaki, dergi ve gazetelerde editör ve yazar olarak çalıştı.

2012'de resmileşen telif hakları ajansı COPIAE Istanbul'da (1997-2012) 1000'in üzerinde yabancı kitabın yayın haklarını ve editörlüklerini birçok büyük yayın kuruluşuyla çalıştı.

İlk romanı Yedinci 1999’da çıktı. 2004'te Konuşan Kadın (2012'de Dolu Ağız adıyla yeniden çıktı), 2006'da Yeni Sevgili, 2009'da ise Obtüratör romanları çıktı.

Abdi İpekçi, Orhon Murat Arıburnu, Altın Koza, Yaşar Nabi Nayır yarışmalarında; öykü, film hikâyesi ve şiir dallarında ödüller kazandı.

2000 yılında Türkolog Timour Muhidine ile birlikte hazırladıkları Türk Edebiyatında Paris adlı kitap Yapı Kredi Yayınları'nda çıktı ve aynı yıl Fransa'da Fransızca olarak yayımlandı.

Modern ve çağdaş Fransız şiiri antolojileri hazırladı.

Çeşitli otomobil dergilerinde bir bütün olarak yazdığı denemelerini Otomobil adlı kitabında bir araya getirdi.

Barbuni.com kültür sanat haber içerik sitesini kurdu ve yönetti. (2007-2009).

2000’den bu yana serbest-bağımsız bir yazar ve yayıncı olarak çalışıyor

2002-2009 arasında aylık Le Monde diplomatique gazetesinin Türkiye temsilcisi ve editörlüğünü yaptı. 

Editörlük, yayın-basın danışmanlığı, yayın hakları, iletişim gibi alanlarda çalışmalarını sürdürmektedir. 

2012'de Kafekültür'ü kurdu.