yoksulluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yoksulluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2019 Pazartesi

Açlık, İşsizlik ve Yoksulluk yoktur

Kader mi kaza mı?

Olağan bir anne babanın kucağında kemikleri sayılan "aç" bir siyahi bebek.

İşsizlik yüzdesinin 10'un altına düşmediği ülkede keyfi gıcır % 70'lik bir istatistik.

Metropolün merkezine çok yakın bir gecekondu semtinde yıllardır hiç değişmeyen yardıma muhtaç ve içinde göçmen insanların geldikleri yerdeki konforu aratmayan şartlarda yaşadığı ev yıkıntıları.

Bir türlü iyiye gitmeyen bazı ülkelerin ekonomileri.

Küreselleştikçe krize boğulan kıtasal finans grupları.

10 milyar kişilik küresel sebze üretimi ve kötü beslenen 7 milyar insan nüfusu.

Tarihinin en zengin ve ileri dönemini yaşayan Avrupa'da küresel kriz savrulmaları.

Kaza kaderim demez!

Bu sahnelere insani onurdan, yaşam hakkından ve insan hakları evrensel bildirgesinden bakamayız. Bu üç kavram silsilesi tarih içinde şurası kesin ki insanlar tarafından yanlış anlaşılmıştır. Doğada özgür iradesiyle bugünkü noktaya kadar birkaç milyon yılda gelen insanoğlu iş gıda, para ve servete gelince dolaylı bildirge ve kavramların tacına topu atmakta, oyunu bilerek geciktirmektedir. Eğer çok şeyi açıklama yetisine sahip olan ve bu yüzden çok popüler olduğu sanılan futbol her şeyse, maçın süresi hiçbir kara parçasında değişmez ve doksan dakikadır. Topu taca atarak kişisel yükümlülük ve zorunluluklarını geciktiren insanoğlu asla ve asla başlamış ve devam etmekte olan bir maçı erteleyemez. Bunu da bilen kişi ne yapar? Maçı iptal eder ya da oyunu bozar, kuralları değiştirir. Bunun adına da tarih içinde zaman zaman devrim, isyan, başkaldırı hatta kutsal savaş da diyebilmiştir.

Bilinen her türlü anlamıyla açlık, işsizlik ve yoksulluk yoktur. Bunların yerine hasıraltında bile bile bırakılan geçim yöntemleri söylemi olarak "açlık, işsizlik ve yoksulluk" vardır.

Nerede yanlış yapılıyor?

Bir kere, dostluk ve akrabalık konuları çok farklı yerden, değişik beklentiler üzerinden çalışıyor. Sanki açlık, istatistiklerin bir konusu; işsizlik, iş bulma kurumların görevlerinden en önemsizi; yoksulluksa zenginlerin elinde tuttuğu bir veri. peki zenginlik ne? Bunu yoksullar da tarif edemiyor, zenginleri de ne olduklarının farkında değiller. Servetlerini kaybetseler bile yine de farkına varamıyorlar felaketlerin. Geçici zenginlik ise en kötüsü... İşi tat düzeyinde tadan bu talihsiz zenginler için dip de gök de aynı seviyedir.

Ülkemizde ise eğitim-sağlık-sosyal güvenlik ve iş konularında vatandaşının kendi varlığının bir sonucu ortaya çıkan devletin bütün bu kolaylık hizmetlerini geri ödememesi yüzünden herkes bu dört ana hizmeti eşten, dosttan, bankadan ve arkadaştan deyim yerindeyse her ay çıkarmakta, borçlandıkça borçlanmaktadır.

Bütün bunların ardından ülkemizdeki bütün arkadaşlık-akrabalık-misafirperverlik ilişkilerine yeniden bakmak ve gözden geçirmek gerekmektedir.




11 Temmuz 2019 Perşembe

12 Eylül'de Aslında Neler Oldu?


Ve bir sabah uyanamadım

12 Eylül'ü o gün olmaktan çıkarmanız için ona 40 kere adını söylemenize bile gerek yok. 12 Eylül 1980'de ve sonrasında olanlar, o güne kadar olanları eğer 11 Eylül olarak adlandıracak olursak, ortaya şöyle bir denklemin çıkmasını sağladı:

11 Eylül + X = 12 Eylül.

Yaralarınızdan ve süren acılarınız üzerinden tarihe bakarsanız eğer (X), şimdiki zaman bile geçmez. Tarihe bakmadan tarihi konuşmak da o yara ve acıların sesinden başka bir şey olmaz.

Ya biz ne yapmak istiyoruz? Devam etmek mi yoksa kazdığımız çukuru isimsiz ıssız bir mezar yapmak için oraya devrilmek mi?

Ölümümüzden kazma ve küreği suçlayamayız. Ama 11 Eylül de kazma ve kürek değildir. Mezarcıyı 30 sene sonra müebbet hapse mahkum etmek ve hapse atmakla cinayetin suçlusunu yargılamış olmayız. Mezarcılar mezarlıktaki ölülerden sorumludur, onların başına gelen ölümlerden değil.

Bu bir faili meçhul faizi meşru bir darbedir

Müntehirin katili kimdir? İntihar eden kişinin ölümünün sorumlusunu tayin edebilir miyiz?

İntiharın sebeplerini araştırmak, onları saymak dökmek ve kişisel ölümü tamamen dışlamak, o dramı kullanmaktan öte bir şey değildir.

12 Eylül'de bütün Türkiye intiharın eşiğindeydi. Kurumlar toplumlar toplu olarak intihar etmek yerine iflas ederler, yani işlev bozukluklarının gereği olarak artık çalışmazlar, işlemeyi bırakırlar.

Kazayı, doğal felaketi yargılamak hiç ortada yokken o kaza ve felaketlerin gizli faili ve iştirakçisi konumuna sokar. Bir suçu işleyenle, olmayan bir suçu yargılayan arasındaki fark adaletin hangi karanlık yöresine götürür ki bizi?

12 Eylül'ü benzerlerinden ayıran tek şey travma yerine hastalığa dönüşmesiydi, içimizdeki durdurma eyleminin. Olacakları önceden göremezsiniz, olacaklara yenilirsiniz. Ve olacak olan, sizin kaderiniz olur. Tek sorun doğru yapmak değil doğru görmektir. Eylem ile bakış birbirini tamamlar, birbirinin yerine geçmez.

11 Eylül'de hepimiz neredeydik?

Şimdi neredeysek oradaydık. İçimizdeki bu durdurma hastalığı korkularımızla yüzleşemedi bir türlü.

Tarih devamlı olarak sorguluyor bizi. Dersten çok dershaneyi andıran tarih baba, müfredat yerine vicdanımızı, olayların akışı yerine tercihlerimizi kullanıyor.
11 Eylül'de hepimiz 12 Eylül'e bakarken bir şey yaptığımızı ya da yapmadığımızı sandık. Oysa ortada eylem falan yoktu. Eylemsizliğin devrimi başımızı döndürmüştü. Bu başdönmesine karşı  koyanlar da aynı dönme dolaptaydı, atlı karıncadaydı. Lunapark görevlileri, başka bir parka gitmişlerdi ve alabildiğince başıboştuk.

Görevliler gittikleri yerden dönmediler ve tarihimizde ilk kez yalnız bırakıldık. Kurucu atalarımızın hayaletleri de dönmediler gittikleri yerden. Tarihin hızına ve başdönmelerimize yenilmişlerdi belki ya da son treni kaçırmışlardı. Ne var ki uzaktan uzağa gülümseyerek, tek başımıza kalışımızın büyümemize delalet ettiğinin farkında, el sallıyorlardı.

X

Yolcu yolunda gerek.

25 Aralık 2013 Çarşamba

sen bu yüzden mi sevmedin beni


Bir yatağım yok... Evim, pencerem, günışığım / geceyi bile ben kapatmıyorum üstüme / sen bu yüzden mi sevdin beni
.....
Çaresizlik dilini bilir misin / o dilsizken çok şey konuşur / ama ne söyler ne bildirir / acıdır gözettiği / sen bu yüzden mi sevdin beni
.....
Nasıl bir ağaç köklerine dokunmak istemez / bir gemi denizle sohbetin ötesine geçmek batmak nasıl ister / hiç yok demedim kendime hayatımda / var, yok'un en kolay tarifi / sen bu yüzden mi sevdin beni
.....
Mucizelere küsüyorum bazen affet / meleklerle de aram hiç yok / beyaz rengi hanidir çıkardım düş defterimden / ihtimal, seni hissediyorum sadece yağmur fırtına yerine yüzümde / sen bu yüzden mi sevmedin beni
.....
Beni senden çıkar ya da tuzu denizden sök at / dünyanın sonu sen başlamadan da gelir / eğer yürümüyorsak aynı.yıldızlar altında / o kadar karıştım ki kimimsin dediğim gerçeğe / sen bu yüzden mi görmedin beni