yarın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yarın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2022 Pazartesi

2023 için İyi Dilekler



Gelecek zamanı düşünmek, hayatın en önde gelen kurgusudur. Ve umutlar da kurgunun kurdu... Ne yapacağım? Nasıl yapacağım? Kiminle, neden ve nerede? Bütün bunları 2023 adına cevaplamak için az bir zaman kaldı derken  2023’a giriyoruz bile...

2023 nasıl bir yıl olacak? Ece Ajandası şimdiden buna karar verdi bile: 365 gün ve 6 saat. Günler soldan sağa doğru ilerleyecek. Siyah sade bir kapak. Babıâli Caddesi no. 111 bizim Greenwich’imizdi. Artık Ece Ajandası Karaköy'e taşındı. Her eylül ayında yeni yılın günleri orada çoktan üretilmiş ve bir ajandanın içine paketlenmiş olur. Ve sıra onu almaya geldiğinde iki adım gerilersiniz. 2022 daha bitmedi ki. Bölme ve çıkarma işlemleri yüzünden her şeyin en tatlı ikinci yarısını “bitecek” endişesi içinde yaşarız. Ve 2. yarılar hep güme gider. Bir şey bitmeden yenisini elimize alırız. Bugün bitmeden yarın başlar. Gelecek geri düşer. Bugün ileri fırlar. Kucaklaşırlar.
Az sonra  2023 üzerine bazı dilekleri okuyacaksınız. Yazanın hafızası ve gelecek duygusunda hiçbir arıza yok. Bozukluk zamanın kendisinde. Zaman hiçbir yerde eşit, homojen ve adil geçmez. Bütün sorunumuz aslında budur. Bir yere ve zamana bağlı olarak yaptığımız her şeyde bilinmeyen bir bozukluk vardır.

Evlilik

2023'da  evlilik dileklerine girmeden 2022’nin evliliklerine, bu yıl içinde insanların dilek-gerçekleşme oranlarına ve istatistiklerine bakmayı aslında çok isterdim. Böyle bir enstitü kurulmadığı ve kurulamayacağı için orta karar şahsi gözlemlerime dayanmak ve istemeden de olsa kuru sıkı atmak zorundayım. Mesela: “2022’de evlenmek, evlilik hayali kurmaktan daha kolaydı.” Nikah ve düğün salonları doldu taştı. Birinden ötekine savrulan davetlilerden biri olarak ben de bu hengâmeden kafamı kaldırıp kendi hayatıma bakamadım doğrusu. Evlenmeli miyim, evlenmeli miyiz hala bilmiyorum. Gözlemlerim sonucunda 2022'den destek alarak 2023 için bazı “evlilik paketleri” ortaya çıkardım.

Hiç evlenmemek

Mümkün. Daha çok evliliğin ne manaya geldiğini bilenler, o köprünün altından geçenler için... Ama başlığın olumsuzluğu sizi yanıltmasın. Kimileri futbol oynayamaz, ama top satın alabilir ve ayağıyla istediği kadar vurabilir. Evliliği de dar kriter ve önyargılardan, çevredeki gözler ve sözlerden soyutladıkça bu örnekte olduğu gibi daha rahat yaşanabilir her şey. Herkesin kendine göre bir çözümü, metodu olmalıdır. Değişmeyen sadece gelinlikler, damatlıklar, düğün listeleridir.

Düşük Yoğunluklu Flört

İsterseniz birlikte yaşama deyin. Çiftler ayrı oldukça ve durdukça platonik mekanizma devreye girer ve aşk yoğunlaşır, evliliğe doğru eğilim giderek artar. 2022’yi platonik engellerle geçiren çiftler için 2023 baharı çok uygun. Kapı eşiğinden her an birlikte, aynı yastığa doğru yönelebilirsiniz. Platon ruhundan uzak duranlar için birlikte yaşamanın sosyal formu olan evliliğin gerçek sınırları üzerine fikir tartışmalarında bulunmaları tavsiye edebilir. Zaten felsefe de en çok evlilikte bulunmaz mı?

Sürekli Önbalayı

Evlilik testlerine hiç inanmıyorum. Ölçülemeyen şeyleri ölçmenin adı test olmamalı. Bence test dışında üç soru yetebilir, niyet ve eğilimlerini anlamak için çiftin: Seni seviyorum, ama  bundan ne yapmak istiyorum? Seni biz için mi kendim için mi seviyorum? 10 yıl sonra gene seninle olmayı isteyecek miyim? Gene de kendimizi kandırmayalım... Bunlar sınav sorusu bile olsa bu sınavı vermek imkansız. Çünkü cevap anahtarı yok. Bu paket ise evliliğe doğru yürüyen ilişkiler için önemli bir haz durağı. İlgilenenler mutlaka denemeliler.

Seyahat

No man’s land

Türkçesi “kimsenin olmadığı-gitmediği yer”. Issız yer. Çorak ülke. Yani “bir yere gitmemek”... Seyahat etmekle bir yere gitmek arasındaki güçlü nüansı bu terim daha iyi anlatıyor aslında. Buradan 2023'te hiçbir yere gidilmemesini tavsiye ettiğimiz çıkarılmasın; işaret etmek istediğimiz sadece seyahat ve gitmek üzerine derin düşüncelere girmek. Genel turizm ve seyahat kalıpları gidilen destinasyonları paket turlara, otel ve eğlence yerlerine, gezi markalarına indirgeyebilir; ve de alternatif gezi kuruluşları da seyahati sadece bu indirgemelere karşı çıkmaya... Bu arada gitmeden yazılan gezi yazıları, masabaşında kültür egzersizleri, tekrarlanan konular, basmakalıp yorumlar ve sürekli coğrafya değiştiren trend’ler... Gittikleri, birkaç sezon kalıp üzerlerine çöktükleri yerleri bir başka trend uğruna hızla terk edip “no man’s land”e çeviren turizm politikalarını anlamak artık hiç zor değil. İddia ediyorum günün birinde bu sebepten yeryüzünde “gidilen” yer sayısı bilinen yer sayısından daha fazla olacak.

İstanbul’da Kalmak

2023'te İstanbul, Tükiye’nin 1/3'lük reel nüfusuna sahip olmasıyla en gözde destinasyonlardan biri olmayı sürdürecek. Ama bu üstünlük bir türlü İstanbul’a ironik olarak bakmamızı engellemiyor. Eminönü yarımadasına sıkıştırılmış, hatta hapsedilmiş yurtdışı turizm potansiyeliyle İstanbul dünyanın en beceriksiz turizm şehirlerinden. Bırakın markayı, gazoz kapağı bile olamıyor. Güzelim Boğaz kıyılarında milyarlarca dolar turizm geliri yurdum ekonomisini beklerken, sahiller Osmanlı ve Cumhuriyet döneminden kalma mirasyedilerin torunları ve çocukları tarafından mesken olarak zaptediliyor. Girişimcilik ruhunu uykuyla bağdaştıran ve atadan babaya rantiye geleneğine asla halel getirmeyen yeni kuşakların kulağına küpe olsun bu sözler. Ekonomik kalkınma mı? Bunu biraz da hepimizin aynı anda istemesi gerekmiyor mu? Aynı anda isteyin dedikse her şeyi aynı anda isteyin demiyoruz. Yoksa unutmayı ve bitmesini çok istediğimiz 2022 ekonomik krizinin gerçek sebebi başka nedir ki? Az iste öz iste...

Alacakaranlık Kuşağı Turları: Beyoğlu

Beyoğlu’na övgüler düzmek suya yazı yazmak gibidir. 365/24 bulanıktır suları. Ana cadde dışında (İstiklal) iç sokaklarda başka kentlerden ve kasabalardan parçalar yaşar. Canlı, derin ve uzun bir seyahat imkanı barındırır. Cenevizliler, Venedikliler, Levantenler, İtalyan, Fransız, Rumlar, Osmanlılar ve Musevilerin kurduğu bu tepelik semtte saatler asla aynı zamanı göstermez: Gitme vakti, kalkma vakti, bekleme vakti, unutma vakti, soğuma vakti... Olumsuz saatler. Olağanüstü yüzler kumpanyası. Seçilmişlerin mabedi... Sayıklama gibi görünse de Beyoğlu’nun hakkını en sonunda “şiirsel adalet” verecektir. Vermese de zaten sırada bizden daha koyu tenli ortadoğulu komşularımız bunun için hazır bekliyor olacaklardır ne zamandır.

Yemek

Evde

Mutfaklar giderek daha fonksiyonel hale geliyor. Geriye zaman kalıyor. Ne için? Daha iyi yemek yemek, eğlenmek için. Evde yemek yemek, beslenmenin kesilmemesi bakımından en riskli faktör. Ana ve ikinci yemeklerden artakalanlar buzdolabına konulduktan sonra mutfağın atıştırma definelerine iç gıcıklayıcı bir yolculuk. Ve bu yolculuğun sonunda sürekli kanalları değiştirilen bir TV. Kumanda adeta direksiyon, gaz pedalı ve fren gibi olmuş.
Kırmızı düğme ve ışık. TV kapanır. Midede bir kazınma. Saat geceyarısını geçmiş. Gündüzleri yeterli gıda alınmadığı için uyuyamayan vücudun gece bekçisi açlığın karanlık yüzüyle de ilgilenmesini buyuruyor.

Dışarda

Restoranlarda, pub’larda, cafe ve fast food lokantalarda yemek için geçirilen zamanlar. Acaba oralarda tam olarak yemek yiyor muyuz? Besleniyor muyuz? Beslenme içgüdüsünü bir endüstri olarak kovalıyor sanki bu çözümler. Adını saydığımız yemek mekanları da bu kovalamacaya evsahipliği yapıyor. Uygun lokanta seçimi... Günlük olarak pişirilen yemeklerin ya da hızlıca üretilen menülerin içinde bir sağa bir sola bakıp gene en çok sevilen -şüphesiz en az gastronomik ve sağlıklı olan- seçiliyor: Sosis tava, yoğurtlu İskender, su böreği, karides güveç, kalamar tava, tas kebabı, musakka ve daha neler neler... Siz gene de en iyi bildiğiniz esnaf lokantasından vazgeçmeyin. Sözüm yerleşik bekârlara elbette.

Davetler

Yetişmek ayrı bir dert. Ama herkes için. O yüzden sorun yaşanmıyor. Davetlerde yemekten daha çok kaçırılan ve tehlikeli olan içkiler... Normalden daha hızlı tüketilen alkollü sıvılar atıştırmalarla yeterince desteklenmediğinden ortaya amacını aşan bir yemek modeli çıkıyor. Ama her gece davet mi var? Arada bir kaçamak dünyanın ruhunda var.



11 Temmuz 2019 Perşembe

12 Eylül'de Aslında Neler Oldu?


Ve bir sabah uyanamadım

12 Eylül'ü o gün olmaktan çıkarmanız için ona 40 kere adını söylemenize bile gerek yok. 12 Eylül 1980'de ve sonrasında olanlar, o güne kadar olanları eğer 11 Eylül olarak adlandıracak olursak, ortaya şöyle bir denklemin çıkmasını sağladı:

11 Eylül + X = 12 Eylül.

Yaralarınızdan ve süren acılarınız üzerinden tarihe bakarsanız eğer (X), şimdiki zaman bile geçmez. Tarihe bakmadan tarihi konuşmak da o yara ve acıların sesinden başka bir şey olmaz.

Ya biz ne yapmak istiyoruz? Devam etmek mi yoksa kazdığımız çukuru isimsiz ıssız bir mezar yapmak için oraya devrilmek mi?

Ölümümüzden kazma ve küreği suçlayamayız. Ama 11 Eylül de kazma ve kürek değildir. Mezarcıyı 30 sene sonra müebbet hapse mahkum etmek ve hapse atmakla cinayetin suçlusunu yargılamış olmayız. Mezarcılar mezarlıktaki ölülerden sorumludur, onların başına gelen ölümlerden değil.

Bu bir faili meçhul faizi meşru bir darbedir

Müntehirin katili kimdir? İntihar eden kişinin ölümünün sorumlusunu tayin edebilir miyiz?

İntiharın sebeplerini araştırmak, onları saymak dökmek ve kişisel ölümü tamamen dışlamak, o dramı kullanmaktan öte bir şey değildir.

12 Eylül'de bütün Türkiye intiharın eşiğindeydi. Kurumlar toplumlar toplu olarak intihar etmek yerine iflas ederler, yani işlev bozukluklarının gereği olarak artık çalışmazlar, işlemeyi bırakırlar.

Kazayı, doğal felaketi yargılamak hiç ortada yokken o kaza ve felaketlerin gizli faili ve iştirakçisi konumuna sokar. Bir suçu işleyenle, olmayan bir suçu yargılayan arasındaki fark adaletin hangi karanlık yöresine götürür ki bizi?

12 Eylül'ü benzerlerinden ayıran tek şey travma yerine hastalığa dönüşmesiydi, içimizdeki durdurma eyleminin. Olacakları önceden göremezsiniz, olacaklara yenilirsiniz. Ve olacak olan, sizin kaderiniz olur. Tek sorun doğru yapmak değil doğru görmektir. Eylem ile bakış birbirini tamamlar, birbirinin yerine geçmez.

11 Eylül'de hepimiz neredeydik?

Şimdi neredeysek oradaydık. İçimizdeki bu durdurma hastalığı korkularımızla yüzleşemedi bir türlü.

Tarih devamlı olarak sorguluyor bizi. Dersten çok dershaneyi andıran tarih baba, müfredat yerine vicdanımızı, olayların akışı yerine tercihlerimizi kullanıyor.
11 Eylül'de hepimiz 12 Eylül'e bakarken bir şey yaptığımızı ya da yapmadığımızı sandık. Oysa ortada eylem falan yoktu. Eylemsizliğin devrimi başımızı döndürmüştü. Bu başdönmesine karşı  koyanlar da aynı dönme dolaptaydı, atlı karıncadaydı. Lunapark görevlileri, başka bir parka gitmişlerdi ve alabildiğince başıboştuk.

Görevliler gittikleri yerden dönmediler ve tarihimizde ilk kez yalnız bırakıldık. Kurucu atalarımızın hayaletleri de dönmediler gittikleri yerden. Tarihin hızına ve başdönmelerimize yenilmişlerdi belki ya da son treni kaçırmışlardı. Ne var ki uzaktan uzağa gülümseyerek, tek başımıza kalışımızın büyümemize delalet ettiğinin farkında, el sallıyorlardı.

X

Yolcu yolunda gerek.

26 Mart 2014 Çarşamba

Bir kez ağlasak belki geçer her şey


Uzun zamandır denize bakmışlığımız yok mu ne... Gözlerimiz yerde. Toprak böyle zamanlarda ateşten bir katman olur ve ayıplar adamı.
Bir kez ağlasak belki geçecek her şey.
Geçecek ne vardı ki, diyorsun biliyorum. Her şey battı. Çöktü. Kaybolduk.
Çanlar bile susuyor, tarih durdu, saatler bozuk hatta... Dönüş yolunu kaybettiğimiz yerde yoldan da çıktık.
Umut sadece bir edebiyat dersi.
Parmağını kaldırıyorsun. Bulutlara değiyor tırnak ucun... Yağmur yok. Sen yağıyorsun göğe. Göz pınarlarının çölünde kavurucu rüzgar, senin yerine konuşuyor hüküm veriyor, asıp kesiyor.
Bir daha dönüş yok ana kucağına baba evine. Şehirlerde asıldı kaldı zamanların. Sadece ölüleri değil dirileri de uzun binalara gömüyorlar. Toprak yetmiyor hepimizin arzularını hırslarını gömmeye.
Üzerimize atacak yorgan yok, toprak da ipotekli; hava hacizli havagazı bin para... Işığı yakınca musluklardan karanlık akıyor.
Dur diyen yok.
Neden olsun ki?
İyiliğin adını her andığında gelip bulmuyor mu kulaklarını o çağıran ses:
- Dünya ne zaman bugünden daha iyi oldu ki?
- Hiç iyi olduk mu?
Kandırıyorsun kendini. Bu edebiyat dersi asla bitmiyor. Belki umut alınıp satılıyor.
Ölüp gideceksin, ama yaşıyorum diye kekeliyorsun. Sözlerini şurda burda unutuyorsun... Ne anlamı var.
Su, su, su... Biraz da tuz...

Bir kez ağlasan belki geçecek her şey.

26 Haziran 2013 Çarşamba

Daha iyi günler olmayacak...


Tam ortada
İki suret var
İkisinde de sen varsın
Ben kenarda korkuyordum sen şarkılarını söylerken
Kıskançtım çok yaşayanlara karşı
Sana kendi yolunda kilometrelerini geç söyledim
Kavşaklarına köprü yolcularına dur dedim
......
Hayat seni tam ortadan ikiyle daha çarptı
Kırık camlardı adını söyleyemediğim kayıp pencere
Gözlerini gözlerime bağlayan
Ve her gün çöller gibi sahte ağlayan bakışlarıma karşı
Soyundun çıplak ve merhametli

Daha iyi günler olmayacak... Bunlar bize kalanlardı
Daha az acılar belki, çok tuzlu bir deniz ve mavi gözyaşları kıyısında
Hatıranı kalbinmiş gibi saklayacağım sen bana sabah uyanınca
Gözlerinden öpeceğim tedbir olarak. Hayat...
daha çok çılgınlığa izin vermeyebilir...