ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Kasım 2021 Perşembe

Ekonomi Kaça Ayrılır?


richness ile ilgili görsel sonucu

Yoksulların kaleleri olmaz, onların küçük evleri vardır, çünkü annelerini hatırlarlar, büyükannelerini ya da onları büyüten bir teyzeyi. Kalenin surları vardır, hafızası yoktur.

JOHN BERGER

Ekonomi hocamız yılın ilk dersine şöyle başlamıştı:

“Öğrencilerim, birazdan size on dakika içinde ilk iktisat dersini vereceğim. Bu on dakika yeterli olacak. Geri kalan zamanda yani bütün bir yıl boyunca zenginlerin yazdırdığı müfredatı okuyacağız.”

“Arkadaşlarım. İktisat üçe ayrılır: Ticaret, siyaset, savaş. Bir milyon dolara kadar para kazanmak isteyenler ticaret, bir milyar dolara kadar para kazanmak isteyenler siyaset, daha çok kazanmak isteyenlerse savaş yaparlar.”

Sınıftaki sessizlik yıl sonuna kadar sürmüştü. Diyebilirim ki ders yapıldığı halde, bütün dersler içinde o yıl en sessiz geçen iktisat dersimiz oldu.

***

İlk sömestrenin sonlarına doğru, gıpta ile baktığımız ve hep başka bir anekdot, bir kıssadan hisse beklediğimiz hocamızdan büyük bir cesaret örneği olarak bize iktisat hakkında müfredat dışı bir şeyler daha anlatmasını istedik.

“Para cinayet gibidir öğrencilerim,” diyerek söze başladığında çalan teneffüs sesini duymadık bile. “Para dünyanın herhangi bir noktasında toplandığında ortada artık üç sorun vardır: Bir, paylaşım; yani Suç. İki, faiz; yani katil. Üç, borç; yani maktul. Bu üç soruna neden olan paranın kendisi asla işe bulaşmaz. Gerçek suç ve katil odur. Dünya üzerindeki her türlü sermaye ve cinayette asıl katil bu cinayetten en çok çıkarı olan, yani en çok parası olandır.”

***

Yaz gelmişti artık. Yılı bitirmenin ve tatilin yakınlaşmasının verdiği neşeyle kâğıt uçak uçurmak dışında her türlü zıpırlık içindeyken hocamızın dönem başlarını beklemeden emekli olduğunu öğrendik. Doğrusu çok üzülmüştük. Hocamızın okuldan ayrılmadan son bir kez veda konuşması yapacağını tahmin ediyorduk.

Çok geçmeden beklediğimiz veda gerçekleşti. Yerini bir başkasına devrettikten sonra okuldan ayrıldığı gün yarım dersliğine de olsa bizlerle konuşmak için derse girmesi bizi çok mutlu etmişti. Bu sürenin yarısı sessizlikle geçiyordu neredeyse. O ünlü hisse’lerinden anlatmasını beklerken tek tek hepimizi tahtaya kaldırıp gelecekte neler yapacağımızı soruyordu. Fakat kaçınılmaz son konuşma da yaklaşıyordu. Bu konuşma için daha az vakit ayırmak ve bir an önce gitmek istercesine tahtaya kaldırdığı öğrencileri lafa tutuyor, sözü uzattıkça uzatıyordu.

Veda konuşmasının içinde akademi hayatının en vurucu anekdotunun saklı olduğundan adımız gibi emindik ve heyecanla bu anı bekliyorduk. Tam bu sırada kapı çaldı ve içeri giren bir başka hoca, hocamızı tebrik etmek için geldiğini söylerken ağzı kulaklarına vararak “A Holding finans danışmanlığı olan yeni görevinde” başarılar dilemeyi de eklemeyi unutmadı.

23 Aralık 2019 Pazartesi

Açlık, İşsizlik ve Yoksulluk yoktur

Kader mi kaza mı?

Olağan bir anne babanın kucağında kemikleri sayılan "aç" bir siyahi bebek.

İşsizlik yüzdesinin 10'un altına düşmediği ülkede keyfi gıcır % 70'lik bir istatistik.

Metropolün merkezine çok yakın bir gecekondu semtinde yıllardır hiç değişmeyen yardıma muhtaç ve içinde göçmen insanların geldikleri yerdeki konforu aratmayan şartlarda yaşadığı ev yıkıntıları.

Bir türlü iyiye gitmeyen bazı ülkelerin ekonomileri.

Küreselleştikçe krize boğulan kıtasal finans grupları.

10 milyar kişilik küresel sebze üretimi ve kötü beslenen 7 milyar insan nüfusu.

Tarihinin en zengin ve ileri dönemini yaşayan Avrupa'da küresel kriz savrulmaları.

Kaza kaderim demez!

Bu sahnelere insani onurdan, yaşam hakkından ve insan hakları evrensel bildirgesinden bakamayız. Bu üç kavram silsilesi tarih içinde şurası kesin ki insanlar tarafından yanlış anlaşılmıştır. Doğada özgür iradesiyle bugünkü noktaya kadar birkaç milyon yılda gelen insanoğlu iş gıda, para ve servete gelince dolaylı bildirge ve kavramların tacına topu atmakta, oyunu bilerek geciktirmektedir. Eğer çok şeyi açıklama yetisine sahip olan ve bu yüzden çok popüler olduğu sanılan futbol her şeyse, maçın süresi hiçbir kara parçasında değişmez ve doksan dakikadır. Topu taca atarak kişisel yükümlülük ve zorunluluklarını geciktiren insanoğlu asla ve asla başlamış ve devam etmekte olan bir maçı erteleyemez. Bunu da bilen kişi ne yapar? Maçı iptal eder ya da oyunu bozar, kuralları değiştirir. Bunun adına da tarih içinde zaman zaman devrim, isyan, başkaldırı hatta kutsal savaş da diyebilmiştir.

Bilinen her türlü anlamıyla açlık, işsizlik ve yoksulluk yoktur. Bunların yerine hasıraltında bile bile bırakılan geçim yöntemleri söylemi olarak "açlık, işsizlik ve yoksulluk" vardır.

Nerede yanlış yapılıyor?

Bir kere, dostluk ve akrabalık konuları çok farklı yerden, değişik beklentiler üzerinden çalışıyor. Sanki açlık, istatistiklerin bir konusu; işsizlik, iş bulma kurumların görevlerinden en önemsizi; yoksulluksa zenginlerin elinde tuttuğu bir veri. peki zenginlik ne? Bunu yoksullar da tarif edemiyor, zenginleri de ne olduklarının farkında değiller. Servetlerini kaybetseler bile yine de farkına varamıyorlar felaketlerin. Geçici zenginlik ise en kötüsü... İşi tat düzeyinde tadan bu talihsiz zenginler için dip de gök de aynı seviyedir.

Ülkemizde ise eğitim-sağlık-sosyal güvenlik ve iş konularında vatandaşının kendi varlığının bir sonucu ortaya çıkan devletin bütün bu kolaylık hizmetlerini geri ödememesi yüzünden herkes bu dört ana hizmeti eşten, dosttan, bankadan ve arkadaştan deyim yerindeyse her ay çıkarmakta, borçlandıkça borçlanmaktadır.

Bütün bunların ardından ülkemizdeki bütün arkadaşlık-akrabalık-misafirperverlik ilişkilerine yeniden bakmak ve gözden geçirmek gerekmektedir.