24 Kasım 2011 Perşembe

Kültürümüzde “kültür” var mı?


Kültürümüzde “kültür” var mı?

Kültürel hassasiyetlerimizin otel odalarında ifşa olması hiç de manidar değil aslında. Cesareti densizlik, iyiliği görgüsüzlük ve erdemi de cehalet derecelerinde eriten bir kültürün egemenliğinde 21. yüzyıldaki Türk uygarlığının bütün hücreleri sızım sızım sızlıyor.
Bu coğrafyada kötüye doğdu gidişat hiç de yabancı değil. Eskiden bu duyguyu simetrik yaşar giderdik. Ne güzel alışmıştık. Yapanın yanında kalmıyordu. İktidara geçeceğimiz günü bekleyip sabrediyorduk. Fakat 2002 senesinden bu yana Türkiye’de kökeni ne olduğu belli olmayan, kültürümüzün bütün insaf noktalarını zorlayan, kırıp deviren bir kalkışma ile karşı karşıyayız. Suskunluğumuzun tek nedeni ise şaşkınlık. Şok hali geçmiş değil. Şoka girdiğimiz için demokrasi çalışmıyor, kurumlar kurumla tıkalı. Cumhuriyet bacası çekmiyor. Vicdanlar kör, bakışlar ise duygusuz.
Bütün bunları hak etmediğimizi biliyoruz. Tıkanıp kaldığımız nokta da bu. Özeleştiri, hata yapmış olmakla başlar. Kendi eleştirimiz için dayanak noktası bulamıyoruz. Anladığımız tek konu, her türlü “işgal” durumunda içimizdeki işbirlikçi yüzdesinin devreye girmesi. Bunu zaten biliyoruz. Son derece normal. Beş kardeşin beşi de bir olmaz. Ama sorumlu ve mülkiyetli çoğunluk neden bu denli suskun, eylemsiz?
Her şey bir asimetri baskınında yatıyor. Simetride karşıda tanıdığın, bildiğin birisi vardır. Asimetride ise gene aynı kişi karşındadır, hiçbir şey yapmaz, sadece gülümse ve sen dünyanın bütün dayaklarını o manzara karşısında şok içinde yersin. Sorumlu belli değildir, suç yoktur, ama suçlu sensindir. Çünkü orada artık olman istenmez, devrinin geçtiği söylenir, bunun için de hazırda olan ve olmayan bütün eleştiriler boğazına bir yumruk gibi tıkanır. Ve boğazından ihanet, hain gibi sözcükler asla çıkamaz. Dilin dönmez. Şok devam ediyordur.
Ortak yaşamın çoğulcu göstergesi olan kültür de konuşurken biz dememizi sağlayan tek etkendir. Kültürümüzün çatlaması, kendimizi artık tanımamamız, bu felaketin başımıza nasıl geldiğini anlayamamamız, kültürümüzde kültür olup olmadığı sorusunu da yanında getiriyor zorunlu olarak. Biz gerçekten olduğumuzu düşündüğümüz toplum muyduk? Biz gerçekten bizi öteki kılan ve bundan çıkardığı siyasi, finansal getirilerle kendi topluluğunu kıskançlıktan taşı çatlatacak maddi sarhoşluklara savuran bu “kesim”i neden tanıyamadık ve öngöremedik. Biz gerçekten biz miydik?
Her şey bazen adını koymak değildir. Ve her şey bazen adını koyunca, tespit edince de bitebilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder