23 Kasım 2011 Çarşamba

Gece Kırıkları


Gece Kırıkları

HALİL GÖKHAN

1.
Onunla ilk karşılaştığımızda sessizdi, sadece gülüyordu.
Adını sorduğumda yerdeki çivi kırıklarını bana gösterdi. Hiçbir zaman çarmıha gerilmemiş ve rahatlamamış el ve ayak bileklerinden uyuduğunda yere düşen, uyanıkken de birleşip evinin duvarlarını birleştiren çivilerdi bunlar.
Evinden ayrıldığında duvarlar katlanıyormuş.
Mobilyalar çocukluğunun evine dönüyormuş. Küçülüp bir çocuk odasına sığıyormuş.
Bunları anlatırken ağlıyor gibiydi, ama hiçbir şey o sırada sesinden daha ıslak değildi.
2.
Gece de karşılaşmış olabilirdik. Gündüz de. Takvimler açısından bunun hiçbir önemi yoktu. Yeter ki bulaşmasın günün kayıt defterine birbirimizi tanımadan birbirimiz hakkındaki fikirlerimiz.
Onlar bizimdi.
Biz olmayan bize aitti.
3.
anlamıyordum. onun bedeni karanlıkta gezinmeyi seviyordu çünkü günışığı, bildiğimiz dünyanın kuralları onu çok kötü incitmişti, ama küsmemiş yoluna devam etmişti; ta ki bir pencereye gelinceye kadar; pencerenin arkasından insanların aldatmaca manzarasına bakarken inandığı tek şeyin ışığın adaleti olduğunu düşündü. ona ihtiyacımız olduğu anda çağrılan bir şey: ışık ve onun orduları, huzmeler.
4.
Aşk hakkında ne düşündüğünü bilmiyordum, ben kimdim onun için. Benim ben olmamın bir önemi var mıydı? Bu soruları düşünürken başıma kötü ağrılar girdi.
Aynı soruları kendime sorduğum zaman ağrılar yok oldu.
5.
Her gece değil sadece bir gece.
Hayatına bir gece gelmiş ve bütün geceleri dağıtmıştı.
Artık hiçbir geceyi hatırlayamıyordu. Hayatında tek bir gece uykuya dalmıştı ve uyandığı bütün sabahlar o gecenin sabahıydı.
Ben işte o gece onun yanına sokuldum.
Kokladım onu. Sarıldım.
Yatağımı onun ırmağına, ağaçlarımı onun gökyüzüne sundum.
Benden akmasını, beni başım bulutlara değinceye kadar büyütmesini diledim.
Tanığım bulutlardı. Tanığım bulutların gölgeleriydi ve rüzgardı onları kovalayan.
6.
Onun için bir yaz seçtim. Sıcaktan kurtulamıyordum; içinde korkuların yüzdüğü bütün göllerden üzerime sıcak buharlar gelirken benimse bir zaman dilimine ait olmam gerekti. Ruhum ve bedenim bunu istiyordu ama zamanın bana ihtiyacı var mıydı; bizi kutsamak mı gerekiyordu olmak mabedine girmeden önce; bunu bilemiyordum. Tek yapacağım bir mevsim seçmek oldu, mevsim seçtiğim zaman ölümlülük de seçilmiş olacaktı; hepimiz artık yavaş yavaş ölmeye başlayacaktık onun teninde kuruyan bir ter damlası gibi. Kazıdığımız her tuz tanesi için bir ömürde yaşananları hatırlayacaktık, o ömürde yaşamış gibi olacaktık.
7.
Ardından gidecektim tamam, ama bunu nasıl yapacaktım, aynada kendime soruyordum.
Küçük bir ayrıntıydı zamanın geçmesi, çokça geçmiş olmasıysa unuttuğum bir nüans.
Geçmeyen, beklenen zamanlardan yapılmış bir yol gördüm aynadan başımı çevirince.
Yola baktığımda ilerleyen her bedenin gölgesinde ruhunu bıraktığını gördüm.
8.
Yıllar önce, aynı bunun gibi bir mevsimde ağlıyordum.
Büyük bir çukur hazırlamıştım evimin önünde, yağmur bekliyordum.
Çukurun içine su dolunca, kıyısına bıraktığım yelkenliler, buharlı gemiler, yolcu gemileri hareket edecekti.
Karşı kıyıda çocukluğumun evi vardı.
Yağmur yağmıyordu ve ben yağmur gibi ağlıyordum. Çukuru açmak için bir kıtadan diğerine yürümüştüm; dünyanın bütün kıyılarını ölçmüştüm, çevresinde tam bir kez dönmüştüm, yuvarlaklık üzerinde düz durma hissine alışmak için, çünkü doğduğumdan beri devamlı olarak başım dönüyordu.
Kendi gözyaşımın gölünde başka kimi, neyi yüzdürebilirdim?
9.
Hepimiz demek için aklımdaki kalabalığa daha çok eşya ve varlık sevmeliydim.
Bir nüfus memuru gibi davranıyordum oysa, benden başkalarına.
Diğerleri tek bir kişiden ibaretti ve benim onu onlardan ayırmam gerekiyordu. Etrafıma baktığımda bunu kimsenin beceremediğini görüyor ve korkuyordum.
Onu diğerlerinden ayırmak için üstüne adını kazıdığım bir mum mu yakmalı yoksa onun evinde yanan bir mumu mu evime taşımalıydım?
Mumları onun boyuna kadar üst üste yığmalıydım belki de.
Onun adını çağırmam, onun benim adımı çağırması; bu adları göğsümüze yatırmamız, nefes alırken adlarımızın kendiliğinden çağrılması… en sonunda bulduğum bu yola çıktım; adlarımızın yoluna…
10.
Vakit geldi. Odadan çıkarırlarken onu, bir balkona dönüşen hayatının sardunyalarını gözyaşlarıyla suladı. Sarmaşıklar da yeterince yüksekte olsaydı çocukluğuna tırmanırdı. Büyük olmanın vadisine düşme tehlikesi içinde yürürken balkona çıktı ve gecenin kırık rüzgarına kendini bıraktı.
Aşağıdan onu balkonda görünce çok sevindim. En sonunda beni ve onun için getirdiğim yıldızları, bahçeyi, yolu görebilecekti. Yüzündeki meraktan neyin eksik olduğunu anladım.
Gecenin kendisi olduğum için beni görmüyordu ve ben unutmuştum gece olduğumu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder